Schoolgirl with Books

Afife - Hava Yıldırım




Kim bilir kaç yıl önce koyu yeşile boyanmış, yer yer kabukları dökülmüş ahşap bir penceresin sen. Önün ayrı, ardın ayrı bir dünya. Yoğurt kabından bozma kutunun içindeki menekşe de olmasa bomboş kalmış denizliğin. Pervazında asılı bir doksan dokuzluk tespih, akik taşından.


Oda terkedilmiş gibi. Kirden deseni kaybolmuş, paspas küçüklüğünde bir kilim, ortası çökük seksenli yıllardan kalma bir divan, köşede üst üste yığılı yıpranmış örgüler, eski bir seccade, bir sepet keçeleşmiş yumak ve kapının yanına ilişmiş bir çift otuz dokuz numara kara lastik. Bu kadar.


Anlat desem kelimeler dökülüverecek yağmur taneleri gibi camından aşağıya. Afife’yi tanıtacaksın önce. Ortanca boyundan, hafif kilosundan başlayıp yanağındaki benini, al yanaklarını, sürmeli gözlerini anlatacaksın uzun uzun. Güzel kadındı, kaderi güzel olaydı diyeceksin.


Afife boyamıştı seni bu renge. Uzun narin parmakları değdikçe hayret etmiştin köy kızının ellerinin yumuşaklığına. Hâlbuki Afife geldiğinde daha on beşindeydi, vakit olmamıştı nasırlara. Başlık parası yüklü olunca babası hemencecik vermişti kocaya Afife’yi. İtiraz etmedi o da, sevmişti. Yaş farkı önemli değildi, hem şehir köyden daha güzeldi.


Kocasını beklerken Afife anlatıyordu her şeyini sana. Bazen begonyaları sularken konuşuyordu seninle bazen toz alırken bazen de sadece dikiliveriyordu öylece, gözleri senin ardında. Apartman merdivenlerinde oturan kadınları, sokakta oynaşan çocukları, okula giden gençleri seyrediyordu.


İzni pek yoktu dışarı çıkmaya Afife’nin, bilmezdi ya buraları; başına bir iş gelirdi. Tüm gün ya yemek yapar ya ev süpürür ya elişini örerdi. Türlü türlü yumakları vardı; kazaklar, paspaslar, yastık kılıfları örerdi. Motiflerin renkleriyle renkleniyordu Afife’nin hayatı. “Hanım dilendi bey beğendi” motifi örerdi en çok da. İsmi garip gelmişti sana. Kadının biri yokluktan, konu komşudan istediği farklı farklı iplerle bu örneği örmüştü de beyi de beğenmişti. Hikâyesini anlatır, bakalım benim beyim beğenecek mi derdi. Hiç görmezdi kocası örgülerini. Zaten Afife’yi de görmezdi. O yine de örerdi. Sana da bir perde örmüştü hani, bezemişti seni, sen onu daha çok sevmiştin.


Acıyordun aslında Afife’ye. Daha sonraları kızmaya başladın, kendisini döven kocasına sesi çıkmıyor diye. Ama Afife sebebini söylüyordu sana. Çok yorgundu adam, sıkıntısı tasası çoktu. Hem adam dediğin karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmemeliydi, öyle görmüştü atasından. E sıpa yoksa sopa vardı. Daha ne olacaktı. Afife doğuramamanın cezasını çekecekti, sen izleyecektin.


Afife ile tam kırk üç yıl geçirdin. Yirmi yılında o adam da vardı, sonra göçtü gitti. Sen sevindin, Afife ağladı. Afife motif ördü, örgü sattı, sokaklara çıktı, parklarda gezdi, arkadaşları da oldu. Sinemaya bile gitti bir keresinde. Geldi hep sana anlattı. En yakın dostu, yoldaşı sendin. Son beş yılında bir şey oldu Afife’ye, sanki delirdi, komşular erken bunama dedi, sen bilmedin.


Şimdi tıpkı senin renginde uzunca bir ahşap sandık omuzlarda, köşeyi dönüyor. Bir köşede çocuklar gidenlere inat çostik oynuyor. Sokağın başından esnaf sesleri geliyor, hayat devam ediyor dercesine.


Duvarlar her şeye şahittir derler. Hâlbuki onlar içeridekileri görürler yalnızca. Oysa sen… İki ayrı dünyanın tanığı, dışarının ve içerinin sancılı zıtlığı. Afife’n de yok. İşin zor. Odunsun diye üzülmüyorsun sanıyorlar.



Hava Yıldırım

258 görüntüleme
Schoolgirl with Books