top of page
Schoolgirl with Books

Alfred Adler - Yaşamın Anlamı ve Amacı

Bireysel Psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler âdeta bir başucu kitabı oluşturmuş. Sürekli kendiniz üzerine çalışan biriyseniz bu kitap insan hayatının önemli aşamalarını ele alarak size “Nasılım? Bu davranışım nereden kaynaklanıyor?” gibi sorular sorduruyor.


Alfred Adler
Alfred Adler (7 Şubat 1870-28 Mayıs 1937)

Doğan Cüceloğlu “Var mısın? - Güçlü Bir Yaşam İçin Öneriler”de karısının bir anısından bahseder. Karısı işe giderken beslediği kuşlar sonraki günlerde gelmediğinde bir farkındalığa varmıştır: “Onların bana değil, benim onlara ihtiyacım varmış.” Cüceloğlu’nun bu anıdan bahsetmesinin nedeni hepimizin kendi iyiliğimiz için de bir ortaklık zemininde yaşamlarımızı sürdürdüğümüz ve doğamızın da buna ihtiyaç duymasıdır. Kendisinin buna benzer açıklamalarını hep önerdiği kitaplarla desteklediğini görürüz. İşte bu kitaplardan biri de “Yaşamın Anlamı ve Amacı”ydı. Kitapla tanışma hikâyelerinin bir anlamı olsaydı bu satırları yazan o anlama inanırdı.


Bireysel Psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler âdeta bir başucu kitabı oluşturmuş. Sürekli kendiniz üzerine çalışan biriyseniz bu kitap insan hayatının önemli aşamalarını ele alarak size “Nasılım? Bu davranışım nereden kaynaklanıyor?” gibi sorular sorduruyor. Elbette Adler 1870’te doğmuş ve içinde yaşadığımız zamana dair her şeye cevap verecek şeyler yazmamış olabilir ama kafa karışıklığını seviyor ya da cevaplar arıyorsanız zevkle okuyacağınız bir kitap.


Varoluşumuzun nedenini meşrulaştırma arayışımızdan hareketle kitaplar okuyoruz. Bu kitapta ise asıl mesajın ilk bölümde (Yaşamın Anlamı) sunulduğu söylenebilir. Adler bakış açısını girişte açıklayıp, izleyen bölümlerde birinci bölüme referans vererek ilerliyor. Bu bir yandan kitabı didaktik gösterse de heyecanlı kılıyor; çünkü örnekler ve temalar merak uyandırıyor.


Adler bireysel psikolojinin odağının insanın hayatta kurduğu bağlar ve bu bağların getirdiği mücadelelerin temel sorunu olduğuna dikkat çekerek işe başlamış. Üç temel sorunumuz vardır: mesleki, toplumsal, aşka dair. Bu sorunlara karşı benimsediğimiz tutumlar ve verdiğimiz yanıtlar, her birimizin kendi yaşamının anlamına yönelik -belki bizim bile farkında olmadığımız- gizli düşüncelerimizi açığa çıkarıyor. Peki bu anlamların doğrusu var mı? Adler, ortak anlamların doğru ve bireysel anlamlar üzerinde tikel çözümlerin iyileştirici, engelleri aşıcı genel çözümleri de getireceğini savunmuş ve kitapta sıklıkla kullandığı “iş birliği, katkı, ortak refah” gibi kavramları kullanmıştır. Aslında kitap genelin iyiliğine odaklı bir yaşam amacı benimsememizin bizi yolda doğal olarak biçimlendirdiğini ve hayatımızın temel üç alanında çözüm bulmuş hale getireceğini savunuyor. Bir formül gibi sunulan bu yol, her okuyucunun “Ne derece vericiyim/bencilim?” sorusunu kendisine sormasına yol açabilir. İyilik, dayanışma, yardımseverlik, merhamet gibi kavramlar gelebilir zihnimize bu durumda. Peki bunları yaptığımızda -ahlak veya vicdanı bir kenara bırakırsak- iyi hissediyor muyuz, yoksa kendimizi unutmak veya kendimizden uzaklaşmamıza yaradığı için mi mutlu oluyoruz?


Kitabı okurken insanın doğa durumunda dayanışmacı mı olduğu yoksa bencil mi olduğu hakkındaki şimdiye kadar sayısızca tartışma akla gelebilir. Bir ön kabul olarak Thomas Hobbes’un “İnsan insanın kurdudur,” yaklaşımı Adler için o kadar da kesin değil. Adler’in insanın doğasına inancı -en azından ortak bir amaca hizmet edecek yolu seçme potansiyelini varsayıyor- bir yandan Aristoteles’in Zoon Politikon olarak adlandırdığı doğuştan sosyal olmaya ihtiyaç duyan insan karakterizasyonunu da anımsatıyor.


Adler kitabın devam eden bölümlerinde insanın üç sorunla mücadele etme tarzını ve yaşamın genel refaha katkı üzerinden ilerlemeyi seçip seçmemesini deneyimler, anılar, rüyalar, aile ilişkileri ve meslek seçimi gibi temalarla açıklıyor ve örneklendiriyor. İşte bu aşamadan itibaren varacağınız çıkarımlarla farkındalığınızın artması oldukça muhtemel. Özellikle deneyimler, rüyalar, aşk ve evlilik üzerine kısımlar bu konuda ilgi çekici.


Adler deneyimlerimizi gelecek için bizi hazırlayan dersler ya da hayatın bize adil olmadığını hissettiren şeyler olarak algılamayı irademize bırakıyor. Tıpkı psikoterapilerde önerilen ya da günümüzde dost tavsiyelerinde yer alan “bakış açını değiştir” yaklaşımını anımsatan bir nokta yakalıyoruz burada: “Anlamlar koşulları belirlemez ancak kendimizi koşullara yüklediğimiz anlamlarla tanımlarız.” Önceki iş deneyiminiz kötüydü ve ayrıldınız. Güçsüz müydünüz yoksa daha iyisini mi hak ediyordunuz?


Rüyaların insanlık tarihinde her zaman farklı değerlendirildiğini biliyoruz. Bir nedenden ötürü o rüyayı gördüğümüzü düşünüyor ve hemen anlamına bakabiliyoruz. Örneğin; on yıllar sonra lisede platonik âşık olduğunuz kişiyi görmenizi nasıl açıklardınız? Adler’e sorulacak olunursa o kişiyi görmenin sizde bıraktığı his rüyanın asıl amacıdır. Örneğe devam edelim. O kişiyi görmek, onu unutamadığınızı değil, size çocukluğunuzdaki masumiyeti hatırlatmış olabilir. Adler büyütmemeniz gerektiğini söylüyor: “Sağduyulu yöntemlerle ilerlemeyi tercih etmemiz ve rüyalarımızın telkinlerini izlemeyi reddetmemiz gerekir. Eğer rüyalar anlaşılsaydı amaçlarını yitirirlerdi.”


Aşk ile evliliğin tanımını da Adler, iş birliği ve insanlığın ortak refah süzgecinden geçirerek yapıyor: “Aşk ile evliliğin aslında sadece iki insanın refahı adına gerçekleştirilen iş birliğinin değil tüm insanlığın refahı için gerekli bir iş birliğinin tek yönü olduğu kolaylıkla gösterilebilir.” Toplumun çekirdeğinin aile olduğunu eğitim hayatımızın başında öğreniyoruz. Bu gerçekten ziyade toplumların ve hatta abartacak olursak -nüfus politikalarının devletlerce çok önemsendiğinin farkındayız- devletlerin devamlılığını mı kastediyor, diye bir sorgulama yapabiliriz. Adler’i totaliterlikle yargılamaktan kaçınalım. Muhtemelen bir psikolog olarak toplumun ruhsal sağlığının ve insanlığın diğerini düşünme becerisinin gelişmesi, dolayısıyla anlamlı bir yaşam sürmesinin aileye ne kadar bağlı olduğunu anlatmak istemiştir.


Kitap bir yandan, yaşamanın anlamı nihai hedefe ulaşmaksa ve ideal bir şey gibi görünse de bunun pek mümkün olmadığını kabul etmemizi telkin ediyor. Mümkün olsaydı hayatın sıkıcı olacağı muhtemel. Burada sıkıcıdan öte yaşamın mantığına uymayan bir ihtimalden söz ediliyor. Belki de hayata devam etme gücümüzü bu belirsizlikten buluyoruz kim bilir? Uzun vadede hayatın acı/tatlı sürprizlerle dolu olduğunu bilmek de insanın sabretmesini sağlayabiliyor ve kendinin değişmiş versiyonunu merak ediyor. Değişimin kaçınılmaz olduğu dünyada bu doğal yasaya duyulan inancımız yaşama motivasyonumuzu da beslemiyor mu?



Yazar: Gülüm Karatufan


Instagram: @gkaratufan


 

Yayınevi: Maya Kitap


Çevirmen: İnönü Korkmaz


Sayfa Sayısı: 264


Ebat: 13x19,5 cm


Baskı Yılı: Ocak 2023


Kategori: Psikoloji

Schoolgirl with Books
bottom of page