Schoolgirl with Books

Ayna Ayna Söyle Ona - Burcu Kurtulan Kaya




Sesini bile açmaya çekindiğim televizyonun kumandasını alıp kanal değiştirirken “Boşanmak istiyorum.” dedim.


Okuduğu kitaptan gözünü ayırmadan “Ne istiyorsun?” diye sorduğunda gerçekten sadece şaşırmış olmasını dilerdim ama hemen peşinden, “Ay dur söyleme, gülme aldı beni.” dedi. Yedi yıllık evliliğimizde ilk defa böyle gülerken görüyordum Aliye’yi. Bundan öncekiler gülümseme dahi sayılmayacak dudak kasılmalarından ibaret olunca, yüzünün aldığı hâlini şaşkınlıkla izliyordum. Siyah dolgularını görebiliyordum. Belki ilk defa denediği için beceremiyordu. Kahkaha değildi, değişik bir şeydi yaptığı. Gülmek zaten olamazdı. Damağına dizilmiş dişlerini göstererek anırıyordu. Evet buydu. Eşek gibi anırıyordu. -Bak korktuğum başıma geldi sonunda, onun gibi olmaya başladım. Aslında ben böyle kötü düşünen biri değilim, hepsi o karım olacak yılan dilli yüzünden. Yine yaptım. Aynı tavır, aynı aşağılayıcı benzetmeler.-


Nihayet sustuğunda iki parmağıyla ağzının kenarlarını silip toparladı:


“He söyle bakim. Ne istiyorum demiştin?”


“Boşanmak.”


“Sen mi boşayacaksın beni? Hangi yüzle, daha doğrusu hangi götle pardon?”


Bir kez daha söyleyebilmiş olmanın heyecanıyla, sorduğu soruya odaklanamıyordum. Yüz ifademi hiç bozmadan, bana baktığı gibi bön bön bakıyordum. -İşte hep bu adi küçümseme dürtüsü yüzünden boşanmak istiyorum. Yıllarca söyledikleri dilime, o hin bakışları içime işledi. Ona dönüşmeden arınmak istiyorum.-


Bacak bacak üzerine attığım ayağımın titrediğini fark ettim ancak geç kalmıştım. Gözlerini devirerek:


“Saf.” dedi. Kalbime attığı onca çizikten sonra acımaz diye düşünürken yine acıdı. Saftım evet kabul ediyorum. Öyle büyütülmüştüm, kalp kırmadan konuşmanın marifetlerini anlatmıştı anacığım. Herkesi olduğu gibi sevmeyi öğretmişti. Bu sidik saçlı kız kurusunu bile… -Böyle konuştuğumda elimle dilimi koparasım geliyor yemin ediyorum.-


“Ben olmasam pisliğinde boğulursun be. Annen elinden tuttu da adam oldun yoksa hâlâ kıçını toplayacak birini bekliyor olurdun.” Gözlerini kitaptan ayırmadan ağzına geleni söylüyordu. At ağızlı. -Bunlar bana ait değil, hepsi onun birilerine yakıştırdığı benzetmeler. Kimi komşusuna kimi arkadaşına, durakta bekleyene sokakta gördüğüne, anasına, babasına, bacısına… Herkese, kendinden başka rast geldiklerine işte. Duymadığım zamanlardaysa kolumdan çekip ille de gösterirdi kazma burnuyla. Kulağıma kokmuş tükürüklerini saçarak fısır fısır işlerdi beynime. Of içim şişti.-


İstemsizce saçma sapan kanalları değiştiriyordum. Bir şeyler söylemek zorundaydım yoksa yine ezik ezik yatağa gidip dilsiz olması için bildiğim bütün duaları okuyup Allah’ın gücüne sığınacaktım.


“Şimdi bir şey derdim ama neyse…” dedim. -Diyeceğimden değil de işte…-


“Laf ola beri gele. Bir şey dedi aklınca. Olsun bak büyüyorsun sen de. Annen görse gururlanıp okşardı enciğinin başını.”


-İt babandır, anama laf etme. Rahmetli bir gün bile kötü konuşmadı senin için. Domuz! Tövbe anam tövbe. En günahı domuzdu. Tövbe. Tamam sustum. Elma ağacında armut olmaz… Doğru diyorsun. Ben bu değilim.-


“Fırsat veriyorum sana hadi. Hiç karşılık vermeyeceğim. Söyle hadi.” dedi. Elindeki kitabı yanındaki sehpaya bıraktı. Kollarını kavuşturup bekledi. Ağzını tavuğun götü gibi büzdü. -Allah canımı alsa da kurtulsam şu illetten bu ne pis bir huymuş arkadaş.-


“Ya şu tipini görsen bana hak vereceksin. Trene bakar gibi bakıyorsun hâlâ. Söylesene! Ne bekliyorsun? Beceriksiz…” Eline kitabını alıp cıkladı. Az önce oynadığı oyunun perdesini çekip kapadı. Kaçırdım. Şimdi bir şey desem hiç susmaz, biliyordum. En iyisi bulaşmamaktı.-Öküzmüş. Kendi tipine bak sen be çiğ suratlı.- Düşündüğümün neye benzediğini bile bilmiyordum. Kendine benzeyen birine dediğini hatırlıyordum. Hatta hayret etmiştim, kendini aynada hiç mi görmüyor diye. Bariz Aliye’nin lacivertiydi o çiğ suratlı dediği. -Varoş. Bitmeyecek bu cehennem. Lanet gelsin senin gibi birine, susamıyorum!-


“Ben yatmaya gidiyorum.” dedim. En iyisi buydu. Öldüremediğim hayvanı uyutmak.


“Şaşırmadım.” dedi.


Daha koridordan ilerlerken:


“Yatmadan çişini yap, yatağa işeme gece gece.” dedi ve anırdı.


Odanın çok uzakta olmasını istedim. Hatta başka bir dünyaya doğru gittiğimi hayal ettim. Işığı açmadan yatağa oturdum. Makyaj aynasından kendimi seçmeye çalıştım. Gözümün karanlığa alışmasını bekledim. Aynadakini görünce irkildim. Sıkıca yumdum gözlerimi. Emin olmak istiyordum. Bir daha baktım. Gözlerimi iyice açınca görüntüm büyüyordu. Emindim artık. Aynadaki ben değildim. Korkuyla hızlı hızlı salona gittim. Beni görünce:


“Şeytan görmüş gibisin. Altına mı işedin yoksa?” dedi.


Susamazdım. Susmamalıydım. Yedi yıldır içime ektiği tohum büyüyüp sarmıştı bütün vücudumu. Az önce görmüştüm. Tekrar karşısına oturdum. Kollarımı birbirine kavuşturup:


“Şeytansın. Hastasın. Yalnız ve mutsuzsun. Sevenin yok. Armutsun…” deyip dilimdeki kiri sıyırmaya başladım.



Burcu Kurtulan Kaya

536 görüntüleme
Schoolgirl with Books