Schoolgirl with Books

Cristina Rivera Garza - Tayga Sendromu

“Ormanı düşlemek ile ormanda yaşamak arasındaki fark nedir? Ormanı yazmakla ormanın içinde yaşamak deneyimini buluşturan nedir?”




Garza’nın, ormanın derinliklerinde ilerlerken insan ruhunun derinliklerine de inmeyi başardığı; toplumsal hayattan ormana kaçış, ormanda kaybolma ve yok olma isteği üzerine yazdığı romanı Tayga Sendromu; aynı zamanda aşkı bulmak ve kaybetmek üzerine de yazılmış kısa ama yoğunluklu bir metin.


Erlend Loe, Doppler isimli romanında şu ifadeleri kullanıyor: “Orman yıkmaz, yeniden kurar ve her şeyin büyümesine izin verir. Orman her şeyi anlar, her şeyi kucaklar.”


Loe’nin bu nahif orman tanımlamasına karşılık Cristina Rivera Garza, henüz ilk sayfadan itibaren taygayı, okuyucuya kısa sürede şu şekilde tanımlıyor: “Öyle bir izlenim uyandırıyordu ki, artık salt ıssızlıktan, yaban hayatın kanunlarından ve yabanlığın üzerinde bütün yüksekliği ve maviliğiyle duran gökyüzünden ibaretti.”


Tayga, “Etrafınız beş bin kilometre boyunca aynı şeyle kaplıyken kaçmanın neredeyse imkânsız” olduğu tekinsiz bir yer. Yazar öyle tekinsiz bir dünya yaratıyor ki, bu dünyayı sadece kurguya, kurgunun geçtiği alana (taygaya) veya romanın bir kara roman olmasına bağlamak haksızlık olur; bu aynı zamanda dilin yaratmış olduğu bir tekinsizlik.


Tayga sendromu ise, “… korkunç kaygı ataklarına yakalanılan ve oradan kaçabilmek için neredeyse intihar sayılabilecek teşebbüslerde bulunulan” tayganın yaratmış olduğu his olarak anılıyor.


İlk birkaç sayfada öğrendiğimiz bu bilgileri, adını roman boyunca öğrenemediğimiz ana karakter -kadın dedektif- ile eşi başka bir erkekle kaçan ve dedektifi onları bulması için tutmak isteyen orman ressamı adam arasındaki tuhaf elektrikli iletişimden öğreniyoruz.


Dedektif, başarısız dedektiflik maceralarından sonra yazar olmaya karar verir, fakat hem para için hem de ilgisini cezbeden bu işe hayır diyemez.


Dedektif, içinde bulunduğu durumu ve ruh hâlini şöyle tanımlar: “Başarısızlıklar insanı düşünmeye zorlar; düşünmek de, eğer şansınız varsa, bir sahil kentine ve bir yığın boş beyaz sayfaya götürür sizi.”


“HOŞÇA KAL DEDİĞİMİZ ZAMAN İÇERİ NEYİ BUYUR EDERİZ?”

Kaçak kadının ve âşığının taygada oldukları, kadının kocasına göndermiş olduğu telgraflardan anlaşılır. Dedektif de “Tayga Çifti”nin (Bölge yerlileri tarafından “Tayga Çifti” ifadesi kullanılır.) peşinden ormanın bilinmeyenine doğru yolculuğa çıkar. İlginçtir, anlatımın ve mekânın tekinsizliğine, bir de iki kaçağın masal kahramanları olan Hansel ve Gretel’e benzetilmesi eklenir.


Kadın dedektif ilk olarak ormanda yaşayan yerlilerin dilini bilen bir rehberle buluşur ve tayga yolculuğunu onunla gerçekleştirir.


Roman da tıpkı ormanın kendisi gibi bilinmeyenlerle dolu. Garza, romanı dille taygaya dönüştürmüş desek yanlış bir ifade olmayacaktır. “Hepimiz içimizde bir orman taşırız, evet, kilometreler boyunca uzanan kayınlar, köknarlar, sedirler. Gri bir gökyüzü.” sözleri de yazarın ormanla beraber insan ruhuna inme isteğinin göstergesi. “Herkes bir orman istiyor, bazen.” diye eklemeyi de ihmal etmiyor. Anlatımdaki şüphe de bilinmeyene eklenebilecek kavramlardan biri. Ki iki kavram birbirini çok sever! Romanda merak unsuru hep zirvede ama huzursuz, rahatsız eden bir tarafı da var.


Ve Cristina Rivera Garza, “UZAK, HİÇ BU KADAR YAKIN OLMADI.” derken ne demek istiyor? Taygada yaşadığı gariplikler, yerliler, önemli olaylara şahitlik etmiş bir çocuk, ormanın varlıkları ve tüm bunlara eşlik eden kara bir melankoli. Dedektif, kaçak çifte ulaşabiliyor mu? Âşığıyla beraber toplum gerçeğinden kaçabilme cesaretini gösterebilen kadına ulaşma çabasının altında nasıl bir dürtü yatıyor?


Meksikalı yazar Cristina Rivera Garza’nın “Tayga Sendromu” romanı, Yüz Kitap etiketiyle ve Banu Karakaş çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.



Emre Albayrak


 

Cristina Rivera Garza


Meksika’nin en tanınmış yazarlarından biri olan Cristina Rivera Garza, 1 Ekim 1964 Meksika-Matamoros doğumlu. Doktorasını Latin Amerika tarihi üzerine yapan Garza, çok üretken bir yazar olup ülkesinin en önemli edebiyat ödüllerinin de sahibidir. Jose Ruben Romero Ulusal Roman Ödülü, Sor Juana Ines de la Cruz Ödülü, Juan Vicente de Melo Ulusal Hikâye Ödülü bunlardan bazıları. Uluslararası başarılara da imza atan yazar California San Diego Üniversitesinde “Yaratıcı Yazarlık” öğretim görevlisidir.


Yayımlanan eserleri arasında Nadie Me Vera llorar, Ningun Reloj Cuenta Esto, La Cresta de Ilion, Lo Anterior, La Muerte Me Da, Verde Shanghai adlı romanlar ve La Castaneda adlı tarih çalışması bulunuyor.


 

Alıntılar


“Hayal edilemeyen bir şeyi tarif etmek zordur.”

“Tarif edilemeyen bir şeyi hayal etmek zordur.”

“Oduncuların ceplerinde, altın dişlerinde ya da boyunlarından sarkan zincirlerde, bir daha geri dönmemecesine gitme isteklerinde, düşündükçe daha da uzaklaşan bir yuvaya geri dönme planlarında hep bir imkânsızlık ya da hüzün hissiyle parıldıyordu para. İnsanın yok etmesi gereken bir şey.”

 

Yayınevi: Yüz Kitap


Çevirmen: Banu Karakaş


Sayfa Sayısı: 83


Ebat: 12,9x20,5 cm


Baskı Yılı: 2019


Kategori: Roman

535 görüntüleme
Schoolgirl with Books