top of page
Schoolgirl with Books

David Eagleman - Incognito: Beynin Gizli Hayatı

“Beyin dağın zirvesidir, dağın kendisi olmasa da… Evren, onu şimdiye kadar düşlemiş olduğumuzdan nasıl daha büyükse, bizler de iç gözlem yoluyla hissettiğimizden daha büyük birer varlığız.”


David Eagleman
David Eagleman

“Her şey kendimize yaklaştığımız yolu keser.” -Waldo Emerson


Nörobilim’e ne kadar aşinasınız? Son zamanlarda sık sık karşımıza çıkan bu teknik konulu kavram yaşadığınız semtte sürekli karşılaştığınız için selamlaşmak zorunda kaldığınız ama hiçbir zaman sohbet etmediğiniz biri gibi. Fakat ilgisi olanlar için bambaşka anlamlar ifade ediyor.


Artık yüksek lisansını bu alanda yapmayı tercih eden psikologlardan veya mühendislerden tutun, Türkiye’de bu yıl dünyanın en prestijli üniversitelerinden kabul alıp verdiği röportajlarda Nörobilim okumak istediğini belirten parlak gençlerden ötürü bu alana maruz kalmamak elde değil. Üstüne severek okunan kitaplarda davranışlarımızı farklı parametrelerle anlatan cümlelerin de disiplinlerarası çatı bir alan olan Nörobilim çalışmalarının konusu olduğu bir gerçek. Bu konuda ünlenmiş bir kitap olan “Incognito: Beynin Gizli Hayatı”nı alıp okumamak imkânsız hale geliyor.


Psikolojiye ya da insan davranışlarının kaynaklarına ilgisi olan herkes bir nebze Jung veya Freud okumuştur. Bilinçaltı ve bilinç dışı kavramları mutlaka karşınıza çıkmış ve günlük dilinizde kullanır hale gelmişsinizdir. Başka disiplinlerin de kullandığı (Davranış Bilimleri, Davranışcı Ekonomi, Davranışçı Pazarlama…) ve hepimizin sahip olduğu kavramlar, günlük hayatımızda genel kültürümüzün ve günlük sohbetlerimizin bir parçası mutlaka olmuştur.


David Eagleman’ın kaleme aldığı “Incognito: Beynin Gizli Hayatı” bize dair birçok şeyin açıklanabilir olabileceğini ve bunların biyolojik, kimyasal, ruhsal, zihnî bileşenlerimizin ne derece etkisiyle olduğunu formüle ederek önümüze seriyor. Bu açıklanabilirliğin kibir veya rüştünü ispatlamak olarak algılanması ise en çok kaçınılan şeylerden biri kitapta. O yüzden zihnimiz ve ruhumuz, beynimiz ve aklımız; işte bütün bunlar arasında daha da kafamızı karıştırırken Eagleman, indirgemecilik ile metafizik arasında bir seçim yapamayacağını, beynimizin yaşamımızdaki tutumumuza etkisini ancak günümüz biliminin sahip olduğu ve açıklayabildikleri kadar bilebileceğini ifade etmiş. “Dopamin seviyesinin genetik koşullarla ilgili olduğu gerçeği bir yana toplumca reddedilmenin yinelenmesi gibi dış faktörlerin de dopamin sisteminin normal işleyişini aksatıyor,” tartışması da eldeki malzemelerin -şimdilik- beyin ve bilinçli zihin arasındaki ilişkiyi tamamen anlatamayacağına bir örnek. Ama sağ olsun, ne demek istediğini anlamamız için daha basit bir örnek vermiş:


“Modern sinir sistemi görüntüleme tekniklerinden yararlanmanın, uzay aracındaki bir astronata pencereden bakıp Amerika’nın ne durumda olduğunu değerlendirmesini istemekle eşdeğer.”


Özetle, beyinlerimizde ve sinir sistemlerimizde daha bilinmeyen ve açıklanamayan o kadar karanlık nokta var ki, sadece bu kitapta öğrenilenler bile gelecek teknolojileriyle kendimize dair keşiflerimizin çok daha şaşırtıcı olabileceğinin ispatı niteliğinde.


David Eagleman’ın altı bölümden oluşan kitabını bu kapsamda merak ediyorsanız, sanki sadece 6. bölüm için okuduğunuzu düşüneceksiniz. Çok başarılı bir strateji izlenerek ilk bölümlerde sizi boğacağınızı düşündüğünüz deneyler ve sonuçlarıyla, beyinden ve akıldan ne anladığımıza; ama arada kırıntı kadar olsa da şaşkınlık ve merak uyandıracak bazı araştırma sonuçlarıyla 6. bölüme kadar sabretmenizi sağlıyor. Bu bekleyişe değdiğini söylemek mümkün. Belki de burada beynimizin işleyişini ya da işlemeyişini, onun mu yoksa başka şeylerin mi hükmünde olduğumuzu düşündüren sorulara yer vermek ne demek istediğimi anlatacaktır. Sanki Fringe bölümlerini izler gibi sürekli bir neden sorusu ve sonra alacağınız yanıtlarla şaşıracağınız bir kitap okuyacaksınız. Ne mutlu ki bu tamamen bizi bize anlatan, kendimizle ilgili açıklayamadığımız bazı şeyleri biyolojik varlıklar olduğumuz gerçeğiyle anlatan bir kitap. Beynimizin işleyişi ve çevredekileri algılayışı, zihnimizin sınırlı ve yüzeysel bir şekilde yorumladığını gösteren birçok örnekle açıklıyor hem de. Bu kitabı okuduktan sonra denk geleceğiniz ve bu alana dokunan disiplinlere dair eğitimlerde göreceğiniz çarpıcı örnekler, belki sizi şaşırtmaz ve hatta “ortamlarda satmanıza” yarar.


“Bir deneyde katılımcı erkeklere 20X25 cm’lik kadın yüzlerinden ibaret fotoğraflar gösterilir ve çekicilik bakımından değerlendirmeleri istenir. İstisnasız bir şekilde tüm erkeklerin farkında olmadan gözbebekleri daha büyümüş kadınların fotoğraflarını seçme nedeni nedir?”


“Goethe, Genç Werther’in Acıları’nı yazarken herhangi bilinçli bir girdi yokken sanki kendiliğinden hareket eden bir kalemi tutarcasına yazdığını neden iddia etmişti?”


Carl Jung “Her birimizin içinde, tanımadığımız biri vardır,” derken neyi kastediyordu?


“Sağır bebeklerin işiten bebeklerle aynı şekilde ses çıkardığını,” fark etmiş miydiniz?


“Bebekler doğalı daha 10 dakika bile olmamışken neden yüze benzer biçimlere yönelir?”


“Erkeklerin çoğunlukla sarışın kadınlara çekildiği klişesinin aslında biyolojik bir açıklaması mı var?”


“Yeni doğanların temiz bezlerden çok, annelerinin memelerine sürünmüş bezlerine yönelmeleri,” nasıl açıklanabilir?


“Derin bir depresyona girmiş bir yakınınız, biyokimyasal temeli, diyelim ki şeker hastalığınınki kadar ‘gerçek’ bir hastalığın mı kurbanıdır, yoksa sadece kendini yiyip bitirmekte midir? Ona sadece ‘Olumlu düşün,’ diyerek hayatına devam etmesini bekleyebilir miyiz?” Yoksa insülin tedavisi gerektirir gibi ciddi seviyede yapısal ve biyolojik bir sorundan ötürü mü tedaviye ihtiyacı olduğunu düşünmeliyiz?


“Tarihte ortaya çıkmış peygamberler, kahramanlar ve liderlerin bir bölümünün yaşanmışlıkları ve günümüze kadar gelen sözlerinden hareketle gösterdikleri ortak semptomlar” üzerinden biyolojik bir ortak özelliğe sahip olduklarını söylemek mümkün mü?


“Stres kaynağı olan deneyimler, neden herkeste değil de yalnızca bazı kişilerde depresyona yol açar?”


Yukarıda sıralanan soruların Eagleman’ın ve bu alanda çalışan diğerlerinin sahip olabildikleri kadar bilgilerle cevaplandığını göreceksiniz. İkna olmayacağınızı mı düşünüyorsunuz? O zaman 20. yüzyılda yaşanmış ve basına da yansımış çarpıcı olayların sıralandığı birçok sayfayı da okumaya hazır olmalısınız. Sonuç olarak, Eagleman’ın bu alanla ilk kez tanışan okuyuculara vermek istediği ana mesaj aşağıdaki alıntıda gizli, denilebilir:


“Beyin dağın zirvesidir, dağın kendisi olmasa da… Evren, onu şimdiye kadar düşlemiş olduğumuzdan nasıl daha büyükse, bizler de iç gözlem yoluyla hissettiğimizden daha büyük birer varlığız.”


Yazar: Gülüm Karatufan


Instagram: @gkaratufan


 

Yayınevi: Domingo


Çevirmen: Zeynep Arık Tozar


Sayfa Sayısı: 304


Ebat: 14x21 cm


Baskı Yılı: 2019


Kategori: Bilim

Commenti


Schoolgirl with Books
bottom of page