Schoolgirl with Books

Dilge Güney ile Söyleşi

"Çocuk edebiyatı çocuklara tepeden bakan, onları terbiye etmeye çalışan bir araç değildir. Açıkçası ben bir kitabı okurken terbiye edilmeye çalışıldığımı hissedersem o kitaptan soğurum, çocuklar da böyle hissediyor. Çocuk edebiyatı eğlencelidir, okumanın keyifli bir iş olduğunu sezdirmelidir."


Dilge Güney
Dilge Güney

Çocuk ve ilkgençlik kitaplarıyla tanıdığımız ödüllü yazar Dilge Güney ile çocuk edebiyatı, yayımlanan kitapları ve gelecek projeleri üzerine konuştuk.


Sohbetimizde ayrıca Dilge Güney'in, çocukların okuma alışkanlıkları üzerine düşüncelerini ve kitap önerilerini de bulabilirsiniz.


Emre Albayrak: Merhaba Dilge, Pandabiyat’a hoş geldin. Okurlarımıza biraz kendini tanıtabilir misin?

Dilge Güney: Merhaba. 1980 senesinde Balıkesir’de doğdum ve sekiz yaşında öykü yazmaya başladım. Elbette bunda bana çok kitap okuyan ve beni sıkça kitapla buluşturan ebeveynlerimin katkısı büyük. Sonrasında, bütün öğrencilik hayatım boyunca da kendimce yazmayı sürdürdüm. 2003 senesinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum ve avukatlığa başladım, bu süreçte içine düştüğüm yoğun tempo nedeniyle edebiyattan bir miktar uzak düşsem de 2007 senesinde İstanbul’dan ayrılışımla yeniden kendime ve dolayısıyla edebiyata daha çok zaman ayırabilir hâle geldim. 2008 senesinde anne olmam yönümü çocuk edebiyatına çevirmemi sağladı. Bir süre oğluma okuduklarımla beslendim ve 2014 senesinde sevgili hocam Nevzat Süer Sezgin’in çocuk edebiyatı atölyesine katıldım. Ondan çok şey öğrendim ve 2015 senesinde ilk kitabım Muti’nin Maceraları yayımlandı. Bu öykülerin çocuklar tarafından sevildiğini görünce cesaretlendim doğrusu ve yazmaya devam ettim. Mavi Yıldız isimli ilkgençlik romanımla 2018 yılı Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Vakfı ödülünü almam da benim için itici güç oldu. Bu sırada başlamış olduğum Atatürk Üniversitesi Çocuk Gelişimi Ön Lisans Programını da 2020 senesinde tamamladım.


Çocuk dünyasına, dünya mitolojilerine, evrenin sırlarına, popüler bilime ve bilim kurguya ilgi duyuyorum. İzmir’de yaşıyorum. Aynı zamanda on sekiz yaş altı bireylere yönelik edebiyat ve okuma kültürü üzerine çalışmalar yürüten Eksi 18 Edebiyat Topluluğu’nun üyesiyim. Bu toplulukta Eksi 18 Kampüs adını verdiğim, topluluğun akademik gelişimini ve çocuk kütüphanelerini canlandırmayı hedefleyen bir programı yürütüyorum.


Eksi 18 Edebiyat Topluluğu için tıklayın: Eksi 18 Edebiyat


E.A: Çocuk edebiyatını seçme sebeplerin nelerdir?

D.G: İlk soruda da kısaca söz ettiğim üzere anne olmak çocuk kitaplarıyla buluşmamı sağladı ve hikâyem böylece başladı. Bazen yetişkinler için yazmayı düşünüp düşünmediğimi soruyorlar ve onlara meşhur Charlie’nin Çikolata Fabrikası’nın kahramanı Willy Wonka’nın sözleriyle cevap veriyorum: “Fabrikamda çocukları eğlendirecek şeyler üretiyorum. Yetişkinler umurumda bile değil!” Umarım yetişkinler alınmıyordur ama çocuk ve ergen dünyasında gezinmek bana farklı bir haz veriyor. Onların gerçekliğini yakalamaya çalışmak başlı başına bir keyif. Okuma becerilerini geliştirecek, okumaktan keyif almayı keşfetmelerini sağlayacak ve biraz da dünya meseleleri hakkında onları düşündürecek metinler kaleme almaya çalışıyorum. Çocuklardan gelen geri bildirimler de müthiş motive edici oluyor. Çocuklara ve gençlere yazmak, onlar için kurgular, karakterler tasarlamak benim için bir tutku, yetişkinler için yazsam aynı hazzı alacağımı sanmam.


E.A: Sence çocuk edebiyatı nedir ve ne değildir? Çocuk kitapları hangi amaçlarla yazılır? Hangi misyonları yüklenir? Çocuk kitabı yazarı nelere dikkat etmelidir?

D.G: Çocuk edebiyatı çocuklara tepeden bakan, onları terbiye etmeye çalışan bir araç değildir. Açıkçası ben bir kitabı okurken terbiye edilmeye çalışıldığımı hissedersem o kitaptan soğurum, çocuklar da böyle hissediyor. Çocuk edebiyatı eğlencelidir, okumanın keyifli bir iş olduğunu sezdirmelidir. Bu elbette sadece neşeli konular işleyelim mizah yapalım demek değil, zor konuları da çocuk gelişimine ve gerçekliğine uygun şekilde çalıştığımızda çocuk o tadı alır; kendi gerçekliğinden sıyrılıp belki de hayat boyu deneyimleyemeyeceği maceralara atılır, arkadaşlıklar kurar. Sözün özü, yetişkinler olarak çocukları terbiye etmeye fena halde meyilliyiz, çocuklara ve gençlere yazanların öncelikle didaktizmden kaçınması gerekir.


Bir diğer gereklilik çocukluk gündemini yakalamak; çocuklar ne oynuyor ne izliyor, neler hakkında sohbet ediyor, dertleri nedir, bunları takip etmek bana göre şart. Çocukları izlemek, dinlemek ve bana göre imkânsız ama çocuk gözüyle dünyayı görmeye mümkün olduğunca yaklaşmak; yani yazılan metinlerin “çocuğa görelik” kriterini karşılaması. Bu konuda kafalar biraz karışık bence, çocuk beğenisini bile aslında son derece iyi niyetli olarak “siz beğenmediyseniz çocuk da beğenmez,” bakış açısıyla ölçmeye çalışıyoruz. Oysa çocuk beğenisi bambaşkadır, bana göre çocukluk ve yetişkinlik iki ayrı gezegen gibidir; çocuk beğenisinde yetişkin ölçü olamaz. Üstelik okur olmak kişisel bir deneyimdir, beğeniler farklı olabilir.


Elbette çocuklar için yazarken Türkçeyi doğru kullanmak ve bu anlamda dile hâkim olmak da çok önemli. Çocuğun dili öğrenmesine katkı sağlayacak araçlar üretiyoruz sonuçta. Dilimiz dört koldan saldırı altında; yazarlara, editörlere bu anlamda çok fazla iş düşüyor bana göre.

Bir yandan da ülkemizde çeşitli şekillerde görünür ve görünmez sansür mekanizmaları işliyor, bu da yazarı bilinçli ya da bilinçsiz bazı konulardan kaçınmaya yani otosansür uygulamaya itiyor. Bu da ülkemizin çocuk edebiyatı anlamında ilerlemesinin önünde büyük bir engel, yazarların cesur olması gerektiğini düşünüyorum.


Son olarak edebi metinlerin bir eser olduğunu ve estetik açıdan güçlü olması gerektiğini belirtmiş olayım. Kıymetli hocamız Prof. Dr. Sedat Sever, Eksi 18 Kampüs’te “belirsiz, yeni ve şaşırtıcı” olma gerekliliğinden söz etmişti. Çocuğu meraklandıracak, şaşırtacak içerik üretmek de listede ilk sıralarda yer almalı.


E.A: Pandabiyat okurlarına kitaplarından biraz söz eder misin?

D.G: Yayımlanmış yedi kitabım var, sekizincisi de yolda. Yaş gruplarına göre ayırarak ilerleyecek olursam okulöncesi ve ilk okuma dönemine yönelik Peribacasının İçinde Ne Var? ile başlayabilirim.


Peribacasının İçinde Ne Var?
Peribacasının İçinde Ne Var?

Resimli kitaplar pek çoklarına göre yazımı kolay metinler içerir, ama bana göre en zor kategori bu. Okul öncesi dönemdeki çocuğun deneyimsizliği nedeniyle kolayca kafası karışabilir, bu nedenle onlara yazmanın sorumluluğu çok büyük. Üstelik kısa metin yazmak da dile esaslı bir hâkimiyet gerektiriyor, kusurları en kolay açığa çıkaran tür bu. O yüzden resimli kitap alanında tek kitapla kaldım şimdilik. Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek.


8-10 yaş aralığına yönelik olarak Annemin Çocukluğu Nerede? ve Nöbetçi Oyun Arkadaşı isimli kitaplarım var. Her iki metinde de çocukların gözünden yetişkin dünyasını ve çocukluk sorunlarını yorumlamaya çalıştım, çocuklarla duygudaşlık kurmak istedim. Kitapların ortak noktaları oyun arkadaşı bulma konusunda çocukların yaşadığı sıkıntı. Nöbetçi Oyun Arkadaşı’nda akran zorbalığına da değindim; bunu yaparken zorbalık yapan çocukları da dışlamamaya çalıştım. Çünkü inanıyorum ki zorbalığa uğrayan bir çocuk da bir başkasının zorbalığının mağdurudur.


Muti'nin Maceraları
Muti'nin Maceraları


9-12 yaş grubuna yönelik olarak Muti’nin Maceraları isimli birbirini takip eden öykülerden oluşan ve Hayalbazlar Geçidi isimli roman türünde kitaplarım var. Muti dünyada yaşanmış çevre felaketlerinden esinlenerek kurguladığım güçlüklerle mücadele eden bir doğa savaşçısı. Hayalbazlar Geçidi’nde ise özellikle Türk mitolojisinden bazı karakterlerle çocukları buluşturmayı hedefledim, müthiş bir mitolojimiz var ama çocuklarımız ne yazık ki bunlardan habersiz büyüyor.





Son Yelkovan
Son Yelkovan



İlkgençlik dönemine yönelik olarak da Son Yelkovan ve Mavi Yıldız’ı yazdım. Son Yelkovan’da genç bir kızın gerçeklikle okur olmanın fantastik evreni arasındaki gelgitlerini, bir yandan da ilk aşkın, ailevi sorunların ve kaotik ülke gündeminin ağırlığıyla baş etme çabasını anlatıyorum.







Mavi Yıldız
Mavi Yıldız


Mavi Yıldız ise ilk bilim kurgu romanım, dünya yeryüzündeki yaşamı sona erdireceği söylenen bir kuyruklu yıldız haberiyle karışmış ve bir kısım insan Mars’a kaçıyor. Ancak kalkması beklenen son gemi kalkamayınca kahramanımız Sonsuz’un gerçeklerin peşindeki hikâyesinin peşinden gidiyoruz Bu romanda son dönemde oldukça popüler olan yapay zekâ üzerine çalıştım. Bilim kurgu türünde yeni çalışmalar da yapıyorum, bu türe epey ısındım sanırım.





E.A: Bir çocuk kitabına başlamadan önce, yazma sırasında veya sonrasında ne gibi araştırmalar yapıyorsun?

D.G: İşin en eğlenceli kısımlarından biri bu. Düzenli olarak popüler bilim dergilerini takip etmeye çalışıyorum. Ayrıca dünya mitolojileri, masallar beni hep çok etkilemiştir. Mavi Yıldız’da ülkemizde pek de bilinmeyen Hopi Kızılderililerinin mitolojisinden ilham almıştım ve inceledikçe Hopilere hayran kaldım. Aslında bir yazar o kadar çok konuda araştırma yapabilir ki, bir karakterin isminden tutun da bir mekânın tasvirine kadar. İnternet de bu anlamda bize çok geniş imkânlar sunuyor.


E.A: Kitaplarında yarattığın dünya nelerden besleniyor?

D.G: Aslında her şeyden. Yazar olmanın olmazsa olmazı iyi bir gözlemci olmak bana göre. Kendimi bir koleksiyoncu gibi görüyorum. Gittiğim yerler, tanıdığım insanlar, yaşadığım deneyimler sanki kafamın içindeki bir salonda birikiyor. Bunlar bir yapbozun parçaları gibi yeri ve zamanı geldiğinde olması gereken yerlere yerleşiyorlar. Bir de duyguları zamanında değerlendirmeyi çok önemsiyorum. Her yerde yazabilen biriyim, bunu avantaj olarak görüyorum. Ne yaşıyorsam hemen onu karakterime aktarmak isterim. Öfkeli, üzgün, kırgın ya da sevinçliysem, karakterimin buna uygun bir ânını yakalar, onun ağzından içimi dökerim. Elbette benim yaşadığım olay ile karakteriminki farklı olaylardır ama duygular ortak. Böylelikle hem kendimi bir ölçüde rahatlatırım hem de güçlü bir anlatım ortaya çıkarma ihtimalim artar.


E.A: Karakterlerini yaratırken nelerden veya kimlerden etkileniyorsun?

D.G: Tanıdığım insanlardan ilham aldığım kadar aklımdaki kurgu karaktere uygun fotoğraflara bakmayı da çok severim. Örneğin dokuz yaşında Afrikalı bir kız çocuğunu anlatmak istiyorsam, arama motorlarında bu özelliklere uygun fotoğraflar aratırım. Bu bazen saatlerce sürer, aradığım kişi beni bir yerde bekliyordur ve mutlaka karşıma çıkar. Bazen de tanıştığım bir çocuğun ilginç bir özelliği bana ilham verir. Ama en çok kendimden ve oğlumdan ilham alıyorum sanırım.


E.A: Anne olmanın çocuk kitapları yazman üzerinde ne gibi etkileri var?

D.G: Anne olmasaydım sanırım çocuklara yazmayı akıl edemezdim. Yolum çocuk kitaplarıyla hiç kesişmeyebilirdi. Oğlum bütün kurgularımın ilk dinleyicisi ve yazdıklarımın editörüdür. Bana müthiş fikirler verir, öneriler getirir. Yazdığım bir şeyle ilgili ondan onay almadıysam için rahat etmez, onu memnun edene kadar uğraşırım çünkü çocuklar için yazıyorum, yazdıklarımı beğenmesi gereken kişiler öncelikle çocuklar. Bazen de bir konu üzerine uzun uzun tartışırız, mesela bir karakterin akıbeti üzerine, bundan çok keyif alırım. Bunun yanı sıra anne olmanın çocukluk gündemini takip etmeyi kolaylaştıran bir yönü de var. Neler oynuyor, neler izliyor, olayları nasıl algılıyor, arkadaşlarıyla nasıl ilişki kuruyorlar, bütün bunları gözlemleme şansı veriyor. Oğlum on üç yaşına geldi ve çocukluktan çıkıyor, bazen kendi kendime “Hadi bakalım artık tek başınasın, ne yapacaksın göreceğiz,” diyorum. Bundan sonra daha çok ilkgençlik dönemine yönelik yazarsam şaşırmam.


E.A: Çocukluğunda seni en çok etkileyen çocuk kitapları hangileriydi?

D.G: Bugünkü aklımla bakınca çocuk kitabı olduğundan şüphe duysam da Alice Harikalar Diyarı beni çok etkilerdi. Tavşan deliğinden geçip o fantastik evrende gezinebilmenin hayalini kurardım. Çocukluğumdan beri sıkı bir hayalperest olduğumdan fantastik kurgular beni daha çok çekiyor sanırım. Gençlik dönemimde de Gülten Dayıoğlu kitaplarını çok okurdum, okuma alışkanlığı kazanmamda katkısı büyüktür.


E.A: Tüm çocuklar okumalı dediğin kitaplar nelerdir?

D.G: Aslında farklı yaş grupları için çok çeşitli örnek var ama ben cevabımı ağırlıklı ilkokul ile sınırlı tutarak vereyim. Astrid Lindgren’in Pippi Uzun Çorap ve Yaramaz Emil serilerini, Asa Lind’in Kumkurdu serilerini çok severim. Çocuk gerçekliğini öyle iyi yakalayan kitaplar ki hayran olmamak elde değil. Çocuklar Roald Dahl kitaplarına bayılıyor, okumakta zorlanan çocuklar bile zevkle okuyorlar. Çocukluk aşkını müthiş bir anlatımla işleyen Benjamin Anna’yı Seviyor da çok önemli bence. Bunlara ek olarak Frip’in Aşırı Israrcı Pırtlakları, Ben’in Gemisi, Talihsiz Serüvenler Dizisi, Demir Adam da çok önemli eserler.


E.A: Günümüz çocuk edebiyatını nasıl buluyorsun?

D.G: Ben hem ülkemizde hem dünyada iyi eserler ortaya konduğunu düşünüyorum. Fakat çok fazla kitap yayımlanıyor ve iyi işler bu kalabalığın içinde gözden kaçabiliyor. Bilim kurgu türünün yakın gelecekte daha gözde bir tür haline geleceğini düşünüyorum, şimdiden örnekleri çoğalıyor.


E.A: Çocukları okumaya nasıl teşvik edebiliriz? Ebeveynlere bu konuda neler söylemek istersin?

D.G: İşimiz hiç kolay değil doğrusu. Dijitalleşme karşıtı değilim ama dijital dünya çocukların okumaya ayıracakları zamandan çalıyor ve dijital dönüşüm için de henüz emekleme aşamasındayız. Bu nedenle en önemlisi ebeveynlerin çocuklarına zaman ayırması, model olması. Biz geceleri oturup dizi izlersek, elimizden telefonu düşürmezsek, çocukla birebir zaman geçirmeyi ihmal edersek, çocuğun da televizyona ve bilgisayar oyunlarına kapılmasına şaşırmamak gerekir. Kitap okuyarak çocuğa örnek olmak şart. Küçük yaşlardan itibaren çocuğa kitap okumak ve çocuk okumayı öğrendikten sonra sesli okumayı sürdürmek de çok önemli. Çocuk edebi haz almayı zamanla öğreniyor, okumayı öğrenmiş olması artık tamamen kitapla tek başına bırakılabileceği anlamına gelmiyor. Sonrasında da çocuğun sevebileceği kitap seçenekleri sunmak, çocuğun merakını uyandırmak lazım. Bütün bu saydıklarımın üzerine bir de çocuk kitaplarını okumak kolay değil biliyorum ama en azından sosyal medyadan bu konudaki önerileri takip etmeye çalışabilirler. Ben de sosyal medya hesaplarımda farklı yaş grupları için kitap önerisinde bulunuyorum. Takip edebilirler.


E.A: Okurlarınla ilişkin nasıl?

D.G: İşin en tatlı kısmı belki de okur buluşmaları. Sonuçta onlar için yazıyoruz. Çocuklarla bir araya gelmeye, yazdıkları mektupları, mesajları okumaya bayılıyorum. Moralim bozuksa açar çocuklardan gelen mektupları okurum ve bu bana çok iyi gelir. Bu motivasyon olmasa yazmaya devam edebilir miyim bilmiyorum. Elbette en çok okullar aracılığıyla buluşuyoruz, iyi ki bu etkinlikler var.


E.A: Masanda neler var? Yeni projelerinden bahseder misin?

D.G: Bu sene ve önümüzdeki sene için yayımlanacak şimdilik iki kitabım var. Bunlardan biri ilkokula yönelik ve adı Saatim Tik ka Tik ka. Annemin Çocukluğu Nerede? ve Nöbetçi Oyun Arkadaşı’nı sevenlerin bu kitabımı da seveceğini düşünüyorum. Bir çocuğun gözünden okuma ödevleri, okuma yarışmalarına bakışın yanı sıra ablasıyla, Azeri bakıcıları ile ilişkilerini anlatıyorum.

Diğer kitabım ise bilim kurgu türünde bir ilk gençlik romanı, yine yapay zekâ üzerine kurdum. Ancak henüz detaylar netleşmediği için şimdilik bu kadarını söylemiş olayım. Bunun yanı sıra ilkokul dönemi çocuklara yönelik farklı çalışmalarım da devam ediyor.



E.A: Son olarak Pandabiyat okurlarına neler söylemek istersin?

D.G: Öncelikle davetiniz için teşekkür ederim, keyifle yanıtladım. Anlattıklarıma ek olarak, en temelde çocuklara haklarını fısıldamaya çalıştığımı söyleyebilirim. Savaş mağduru çocukların, çocuk işçilerin, istismara maruz kalan, suça sürüklenen çocukların var olduğu bir dünyada anlatsam ne olur diye düşünmeden de edemiyorum ama yine de sahip oldukları hakları bilmeleri önemli. Toplumumuz genel olarak, yetişkini haklı görmeye, çocuğu ezmeye meyilli. Oysa önce bu dünyanın kurallarını, kendi duygularını, toplumsal ilişkileri kavramaya çalışan çocuğun durumunu gözetmek gerekir. Bu anlamda haklarını bilen bir çocuğun da duruma göre, kendisini koruyacak bazı yöntemler geliştirme ihtimali olabilir. Her şeye rağmen yeni nesilden ümitliyim; umarım bizim onlar için kuramadığımız barışçıl, adil ve özgür düzeni onlar kendi çocukları için kurabilirler.

586 görüntüleme
Schoolgirl with Books