top of page
Schoolgirl with Books

E.T.A. Hoffmann - Şeytanın İksirleri

"Hoffmann, ikiye bölünmüşlüğü, on dokuzuncu yüzyıl edebiyatında popülerleşen 'kötü ikiz' motifi ile destekleyerek, insanın içindeki çift karakteri ortaya koyar. Şeytanın İksirleri, nefsine sahip çıkan ve çıkmayan kişi ikiliğinin aynı kişide vücut bulması fikri üzerine kurulmuştur."


Şeytanın İksirleri
E.T.A. Hoffmann - Şeytanın İksirleri - Can Yayınları

E.T.A. Hoffman (24 Ocak 1776 - 25 Haziran 1822)


E.T.A Hoffmann tanınmış Alman besteci, korku hikâyeleri yazarı, karikatürist, orkestra şefi ve avukattır.


Tam adı Ernst Theodor Wilhelm Hoffmann olan E. T. A. Hoffmann, 24 Ocak 1776 tarihinde Almanya, Königsberg’de doğmuştur. 1792-1795 yılları arasında Königsberg Hukuk Fakültesinde hukuk öğrenimi görmüş, aynı şehirde avukatlık yapmıştır.


1800 yılında Posen’de devlet memurluğuna atanmış ve Prusya’nın işgali altındaki Polonya’da çalışmaya başlamıştır. Çalışırken hükümet makamlarını karikatürize ettiği için Plozk adındaki küçük bir kasabaya sürgüne gönderilmiştir. Hoffmann, sürgünde kendini tamamen müziğe vermiş, birçok eser bestelemiştir. 1814 yılında Berlin’de esas mesleğine, yani avukatlığa dönse de dergilerde, almanaklarda şiirler, öyküler ve denemeler yazmaya devam etmiştir.


Hikâyelerinin yanında besteleri ve diğer eserleri zayıf kalan yazar, doğaüstü esrarengiz olaylara çok meraklı olduğu için hikâyelerinin temasını bunlar üzerine kurmuştur. İnsan doğasının trajik ve grotesk taraflarını ironik şekilde yazan Hoffmann, hayal gücünü inandırıcı şekilde yazmış, tuhaf ve gizemli atmosferler yaratmıştır. Yazdıklarıyla gotik edebiyata giriş yaptığı bile söylenmiştir. Alman edebiyatının romantizm hareketinin öncülerinden biridir. Hoffmann’ın eserleri yalnızca konu bakımından değil aynı zamanda konuları realist bir deyimle yazdığı için de önem taşımaktadır. Alman Romantizmi’nin yazarlarından olan dostu Friedrich de la Motte Fouque’nin Undine adlı masalını bu dönemde operalaştırır. 1814 yılından itibaren tamamen edebiyata yönelir. 1815 yılında Şeytanın İksirleri adlı eserini yazar. Bu eser, Alman edebiyatının en ünlü korku klasiği olarak geçmektedir.


Şeytanın İksirleri
E.T.A. Hoffmann - Şeytanın İksirleri (1815) / Fotoğraf: Sema Öklü

Şeytanın İksirleri (1815)


Yazara bir manastır ziyaretinde arşivde bulunan Rahip Medardus’a ait evraklar gösterilir. Okuduğu her şeyi ipucu gibi gören Hoffmann üç günde bu kitabı yazar.


Kitabın ana karakteri olan keşiş Medardus, iyi bir din adamı olma hayalleri kurar. Rahiplik eğitimini tamamlarken manastırda bulunan kutsal eşyaları koruma görevi verilir ve eşyaların arasında bir iksir bulur. Bu iksir, içildiği zaman insanı kötüye yönelttiği için yasaklanmasına rağmen, sanki nefsi sınar gibi yok edilmeyip saklanmıştır. Medardus merakına yenik düşer ve şişedeki iksirden içer. Sonrasında Medardus büyük bir değişim gösterir. Hitabet yeteneği ile büyük şöhret kazanır, âşık olduğu Aurelie’nin peşinden gider. Bunları yaparken yalanlar söyler, insanları birbirine düşürür, cinayetler işler. Medardus, diğer adıyla Franz deliliğin peşine düşer, sinir krizleri geçirir.


Rahiplik yolunda ilerleyen Franz, hem dünyevi olanın hazzını ister hem de arınmaya çalışan iki kişiliğe bölünmek zorunda kalır. Hoffmann, bu tip bir ikiye bölünmüşlüğü, on dokuzuncu yüzyıl edebiyatında popülerleşen “kötü ikiz” motifi ile destekleyerek, insanın içindeki çift karakteri ortaya koyar. Şeytanın İksirleri, nefsine sahip çıkan ve çıkmayan kişi ikiliğinin aynı kişide vücut bulması fikri üzerine kurulmuştur. Plotinos ve Augustinus felsefesi bunu açıklamaktadır: Bedensel olana yönelimin, kişiyi günaha ve kötüye ulaştıracağı, dolayısıyla da ulvi ve tanrısal olandan uzaklaştıracağı fikri kitabın ana karakteri Medardus’un peşini bir türlü bırakmayacaktır.


Kitabın ilerleyen sayfalarında Franz’ın soyağacı veriliyor. Öyle karışık bir geçmişi var ki, aslında kalıtımsal olarak da temiz olmadığını anlıyoruz. Kalıtımdan gelen ruhsal sıkıntılar bir lanet gibi insanın peşini bırakmaz. Delilik ve kötülük genlerle nesilden nesile taşınır. Medardus’un zayıf noktası da genleriydi.


Şeytan imgesi tüm dünyada kötülük sembolüdür. Herkesin kötülüğe ya da başka olumsuz olanlara bir karşılık vermek ve bunu tanımlamak için kullandığı bir olgudur. Oysa hiç aklımıza gelmez kötülük içimizde, zihnimizde. İksire ihtiyacı yok, tetiklendiği an dışarı çıkar.


Peki beynimiz bunu durdurabilir mi? Yoksa kitapta olduğu gibi yaptığı her kötülükten zevk mi alır? Şeytan mı insanı yoldan çıkarır, insan mı şeytanlaşır? Okudukça düşündüren çok şey var.


Kitapta çok fazla karakter var. Bunları anlamaya çalışırken asıl konu kaçabiliyor. Bir bölümde bulunan karakter diğer bölümde ortadan kayboluyor. Okurken buna çok takılmadan ilerlemek daha doğru olacaktır. Gerçeklik, karanlık ve doğa üstü olayların harmanlandığı, insanın zihniyle ve şeytanla mücadele ettiği tekinsiz bir kitap.


E.T.A Hofmann kitabın sonunu şu paragrafla bitirmiş: “Cennetin efendisi, ruhunu teslim etmiş olan Birader Medardus’a, zamanı gelince mahşerde huzur ve sükûnet içinde dirilmeyi nasip etsin, dindar bir insan olarak öldüğü için onu azizlerin korosuna kabul etsin.”



Yazar: Sema Öklü


İnstagram: @kitapsemasi


 

Alıntılar


“‘Yine de’ diye devam etti ‘mutlak irade, içimizdeki o kızgın, gözü kararmış hayvanı zapt edecek, onu zincire vuracak bir dev yaratmıştır. İşte bu dev, bilinçtir.’”

“Dışa karşı kendini inançlı göstererek kendinde cenneti zapt etme hakkını görenler, gerçekten isyankârlıktan azade olsalar bile peşinen yitiktirler; nedamet getirdikleri takdirde günahlarının silineceğine inanan tövbekârlar da pişmanlıklarında samimi olmadıklarını kanıtlamış olurlar.”

 

Yayınevi: Can Yayınları


Çevirmen: Zehra Kurttekin


Sayfa Sayısı: 368


Ebat: 12,5x19,5 cm


Baskı Yılı: 2014 / 2021


Kategori: Roman



535 görüntüleme
Schoolgirl with Books
bottom of page