Schoolgirl with Books

İrem Uşar ile Söyleşi

“Çocukların potansiyellerine saygı duyarak yazıyorum. ‘Çocuk işte,’ deyip geçmem mümkün değil çünkü onlar için yazmak incelikli bir çalışma gerektiriyor.”


İrem Uşar
İrem Uşar

Çocuk edebiyatı söyleşilerimize yazar İrem Uşar ile devam ediyoruz.


İrem Uşar’ın çocuk edebiyatı üzerine düşüncelerini, neden çocuklar için yazmayı seçtiğini, esin kaynaklarını, yayımlanan kitaplarını, yazarken nasıl çalıştığını ve çocuklara yönelik okuma önerilerini söyleşimizde bulabilirsiniz.


Emre Albayrak: Pandabiyat’a hoş geldiniz İrem Hanım. Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

İrem Uşar: Hoş buldum. İstanbul'da, üç kız kardeşin ortancası olarak büyüdüm. Çocukluk hayalim veteriner olmaktı. Derken yazının kurabildiği köprüleri keşfettim. Kendimi ve diğerlerini yazarak anladım. Bunun için çok okudum, çok yazdım. “İnsan kendi çocukluğudur,” diye bir söz duymuştum. İlk çocuk kitabımda bu cümlenin peşine düştüm. Hamurumu yoğuran, içine doğduğum ailenin geçmişe uzanan izlerini sürdüm ve böylelikle, ilk çocuk kitabım “Kuuzu ve Lunapark Ailesi” doğdu. Ailemin yaşam sevinciyle, çocuksu kişiliğiyle öne çıkan karakteri Ahmet dedemi anlattığım matrak aile öyküleri okuyucularla buluştu. Ardından, çocukluğun berrak ve hayatı henüz kanıksamamış meraklı doğası için daha çok öykü, roman yazmanın peşine düştüm. Böylece rüzgâra, salyangozlara, denize, ağaçlara sanki ilk kez gördüğüm şeylermiş gibi merakla bakmaya ve gördüklerimi hevesle anlatmaya devam edebiliyorum.


E.A: Çocuk edebiyatını seçme sebepleriniz nelerdir?

İ.U: Çocuklar, öykülerimde çoğu kez kullandığım ışık öğesine benziyor. Her biri kendine has aydınlığıyla dünyaya geliyor. Elbette yaşam, zıtlıklarla var oluyor. Bu durumda, karşılarına gölgelerin ve karanlıkların da çıkacağını inkâr edemeyiz. İşte o anlarda, hayatın yeniden umutlanmaya, merak etmeye, keşfetmeye, cesaret toplayıp devam etmeye değer bir yolculuk olduğunu çocuklara anlatmak gerek. Sanırım bunun için yazıyorum.


E.A: Sizce çocuk edebiyatı nedir ve ne değildir? Çocuk kitapları hangi amaçlarla yazılır? Hangi misyonları yüklenir? Amaç salt öğretmek veya eğlendirmek midir? Çocuk kitabı yazarı nelere dikkat etmelidir?

İ.U: “Çocuk edebiyatı, çocukların da okuyabildiği edebiyattır,” diyor Mine Soysal. Tüm kalbimle katılıyorum. Çocuk edebiyatı, yetişkin ve çocuk ayrımı yapmaksızın hepimiz içindir. Bir çocuk kitabı eğer iyiyse, biz yetişkinler de okurken ondan edebi haz alabiliriz. Çocuklar, yavaş yavaş yaşam deneyimleri biriktiren, öğrenen, buna rağmen sezgileriyle doğru ve yanlışı ayırt edebilen insanlar. Yazı atölyelerimde, gerçek ve samimi bir dille tartışma başlattığımda çocukların fikirlerinin ne denli derinlikli olabildiğini görüyorum.


Çocukların potansiyellerine saygı duyarak yazıyorum. “Çocuk işte,” deyip geçmem mümkün değil çünkü onlar için yazmak incelikli bir çalışma gerektiriyor. Kitapların korunaklı alanında yeni yaşam deneyimleri sunabiliyorsak, karakterler aracılığıyla çocukları hayatta önyargısızlığa, empatiye davet edebiliyorsak, kendileriyle bağ kurmalarını sağlayabiliyorsak, önlerinde uzanan yaşamın çeşitlilikle zenginleştiğini sezdirebiliyorsak ne mutlu bize.


Son olarak, romanlarımı yazarken çocuğun umudunu kırmam, onu karanlıkta bırakmam. Dikkat ettiğim şey budur. Okuyucularıma ölüm, zorbalık, savaş gibi yaşamın içinden karanlık konuları da anlatabilirim ama mücadele örnekleri verir ve mutlaka bir çıkış yolu gösteririm.


Lataşiba
LataŞiba

E.A: Pandabiyat okurlarına kitaplarınızdan söz eder misiniz?

İ.U: Fantastik edebiyat eserlerini okumayı ve bu türde yazmayı çok seviyorum. Birkaç kitabımdan bahsedeyim: “Lataşiba” birinde dar, diğerinde geniş insanların yaşadığı, bencillikten körleşmiş iki kentin halklarının romanı. Bu romanın fikrini bana, şafaktan hemen önceki karanlık gökyüzünde, dengede duran bir tahterevallinin iki ucuna oturmuş gibi görünen Dolunay ve Güneş fısıldamıştı. Yaşamı oluşturan zıtlıkları ve çeşitliliği kucakladığımızda artacak zenginliğimizi, neşemizi ve yaşam sevincimizi fantastik bir kurguda anlattım.



Eksik Dünya Baltı
Eksik Dünya BALTI


“Eksik Dünya BALTI”yı, başkalarının savaşını vermek zorunda kalan, bu yüzden kendi var olma mücadelelerini yaşayamayan tüm çocuklar ve gençler için yazdım. “Merkezinde kalarak var olma” halini çocuklara, gençlere öykülerimle anlatmayı sürdürmeyi umuyorum. Gençler kendi cesaretlerine, olmak istedikleri kişiye, yeteneklerine sahip çıkarak yaşamayı unutmasın.





Fenerden Taşınan Işık
Fenerden Taşınan Işık

“Fenerden Taşınan Işık”ta ise, yuvaları bir deniz feneri olan görevli aile, bu eşsiz yaşam alanlarından şehre göç etmek zorunda kalıyor. Küçük bir çocuğun değişim ve belirsizlikle artan korkularını yenmesine fenerin ışığı yardım ediyor. Ailenin küçük oğlunun fener ışığıyla kurduğu arkadaşlıktan, umuda varan bir öykü doğdu. Einstein’ın çok sevdiğim sözündeki gibi: “Karanlık diye bir şey yoktur. Karanlık, ışığın yokluğudur.”





E.A: Bir çocuk kitabına başlamadan önce, yazma sırasında veya sonrasında ne gibi araştırmalar yapıyorsunuz?

İ.U: Çocuk kitabı yazma yolculuğu, kayda değeceğini düşündüğüm bir fikrin zihnimi meşgul etmesiyle başlıyor. Sonra bulduğum fikirden kaçıyor, aramıza biraz mesafe koyuyorum. Derken biraz yaklaşıyor ve sandığım kadar iyi bir fikir olup olmadığına tekrar bakıyorum. Eğer içime siniyorsa başlıyorum yazmaya. Bazen bir akış planlamadan tamamen sezgisel ilerliyorum. Bazen de mekân ve karakterleri önceden ince ince tasarlıyorum. Sonra bir taslak hazırlıyorum. Roman nasıl akacak? Ardından ilk bölümün ilk cümlesiyle, zihnimdeki fantastik dünyada yolculuğum başlıyor. O andan itibaren, bazen aylar boyunca gerçek hayatımın paralelinde akan bu kurgu dünyada yaşıyorum. Fantastik türde yazarken bazen karakterleri, mekânları, araç gereçleri, yaşam tarzlarını yeniden tasarlamak gerekiyor. Bunu yaparken sözlerin soyağacına bakıyor, mitoloji, sosyoloji, arkeoloji, psikoloji, bilim alanında gereken okumaları yapıyorum. Romanımdaki evreni oluştururken önce kendimi mümkün olduğunca donatıyorum. Bazen de “Fenerden Taşınan Işık” kitabımda olduğu gibi gerçek bir deniz fenerine gidiyor ve orayı tüm mevcudiyetimle kavramaya çalışıyorum.


Uykusunu Arayan Çocuk
Uykusunu Arayan Çocuk

E.A: Kitaplarınızda yarattığınız dünya nelerden besleniyor?

İ.U: Doğadan, insana ait tüm katmanlı duygular ve düşüncelerden, tektip olmayan yaşamlardan, sanattan ve dünyayı henüz kanıksamamış, “Neden?” diye sorabilen çocuğun gözünden besleniyor.





"Etrafta dolanan öyküler var, duyabilmek için yavaşlamak gerekiyor."

E.A: Karakterlerinizi yaratırken nelerden veya kimlerden etkileniyorsunuz?

İ.U: Her gün gördüğümüz ve “sıradan” addettiğimiz şeylerin, sıra dışı öyküleri olduğuna inanıyorum. İnsan türü de dâhil, her canlının katmanları var ve o katmanlarda öyküler saklı. Dolayısıyla karakterlerimi tasarlarken, doğa benim esin kaynağım diyebilirim: Hem insan doğası hem diğer türlerin doğası.


Örneğin, bir ağacın yaş halkalarının bazen sıklaşıp bazen birbirinden uzaklaştığını görebilirsiniz. Halkaların sıklaşması o yılın kurak geçtiğini ve ağacın fazla büyümediğini; genişlemesi ise yağmurlu geçen ve ağacın güzel bir gelişim gösterdiği yılı anlatır. Kimi ağaç 300 yaşındadır ve dünya tarihinde nelere tanıklık ettiğini düşünür hayran kalırsınız. O “sıradan” halkalar aslında bize neler neler anlatır. Etrafta dolanan öyküler var, duyabilmek için yavaşlamak gerekiyor.


"Edebiyat, sınırsız bir gökyüzü gibi kucakladı beni."

E.A: Çocukluğunuzda sizi en çok etkileyen çocuk kitapları hangileriydi ve tüm çocuklar okumalı dediğiniz kitaplar nelerdir?

İ.U: Çizgi roman okumayı çok seven bir çocuktum. Goscinny’nin Asteriks, Red Kit, Pıtırcık serisine bayılırdım. Derken Jules Verne’in eserleriyle meraklanmaya, Aziz Nesin’in “Şimdiki Çocuklar Harika”sıyla neşelenmeye, Molnar’ın “Pal Sokağı Çocukları”yla kendiminkinden çok farklı yaşamları korunaklı bir alanda deneyimlemeye başladım. Edebiyat, sınırsız bir gökyüzü gibi kucakladı beni.


E.A: Çocukları okumaya nasıl teşvik edebiliriz? Ebeveynlere bu konuda neler söylemek istersiniz?

İ.U: Ebeveynlere çocuklarıyla birlikte kitap okumalarını tavsiye ederim. Nasıl ki henüz okuma yazma bilmezken onlara kitap okuyorlarsa bunu çocuklarının okuma yolculuğunda zorlandıkları, tıkandıkları anlarda yeniden yapabilirler. Böylece aynı kitabın karakterleri, olay örgüsü hakkında tartışabilir, düşünce ve duygularını paylaşabilirler. Yetişkinlerin, çocuklarıyla birlikte kitap okuması, edebiyat yolculuklarının başlangıcında ve kavşaklarında onlara eşlik etmesi çok kıymetli.


Kuuzu ve Lunapark Ailesi
Kuuzu ve Lunapark Ailesi

E.A: Okurlarınızla ilişkiniz nasıl?

İ.U: Okurlarımla söyleşilerde, kitap fuarlarında ve yazı atölyelerimde sık sık bir araya geliyoruz. Dürüst, cesur ve meraklılar. Yorumları nezaket icabı değil, önerileri ufuk açıcı, sevgileri de eleştirileri de gerçek. Okuyucularımla aramda açık sözlülüğün verdiği güvene dayalı ve iki tarafı da geliştiren, derinleştiren bir bağ var.


E.A: Masanızda neler var? Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

İ.U: Masamda yine fantastik bir roman var. Şimdilik, orman hakkında yazdığımı söylemiş olayım.



E.A: Son olarak Pandabiyat okurlarına neler söylemek istersiniz?

İ.U: Merak yaylarını canlı tutacak bir yaşam seçmelerini dilerim. Böylece, zamanı geldiğinde okları çok uzaklara fırlayabilir, biriktirdikleriyle üretmeye başlayabilirler. Son veriler, gezegenimizde 208 ülke olduğunu söylüyor. Bu bilgi, hiç dinlemediğimiz dillerde şarkıları, daha önce görmediğimiz dansları, tatmadığımız yemekleri, yüzmediğimiz denizleri, yürümediğimiz yolları, yeni deneyimleri müjdeliyor. Pandabiyat okurlarının, çeşitlilikten korkarak değil farklılıkları kucaklayarak, kalp açıklığıyla yaşamayı seçmelerini dilerim.


Ali Cavid'e Karşı
Ali, Cavid'e Karşı



İrem Uşar'a ve Günışığı Kitaplığı'ndan Beyza Nur Kızıldemir'e çok teşekkür ediyoruz.


İnternet Sitesi: İrem Uşar



458 görüntüleme
Schoolgirl with Books