top of page
Schoolgirl with Books

Isaac Bashevis Singer - Meşuga

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Isaac Bashevis Singer'ın hikâyelerindeki karakterler Yahudi dünyasından, ince ya da kaba, ıstırap içinde, bilgelik dolu, karmaşık, kurnaz karakterler.


Isaac Bashevis Singer
Isaac Bashevis Singer (1904-1994)

Isaac Bashevis Singer (14 Temmuz 1904-24 Temmuz 1994)


Polonya kökenli Amerikalı yazar; baba tarafından Hasidik hahamlardan, anne tarafından Mignactic hahamlardan gelen bir ailenin soyundan gelir. Çocukluğunda sıkı bir Yahudi eğitimi alarak büyür ama haham olmak istemez, yazarlık yoluna girer. 1925’te takma adla yazmaya başlar. 1935 yılında Amerika’ya göç etmeden önce ilk romanı Polonya’da yayımlanır. New York’a yerleştikten sonra Yidiş gazetesi için çalışır; birçok dilden Yidişçeye çeviri yapar, kendi yazdığı eserleri de Yidişçe yazar. Yidiş; Aşkenaz Yahudilerinin kullandığı bir dil ve Yidiş edebiyatı Orta ve Doğu Avrupa’da çokça bilinen eserleri içermektedir. Isaac Bashevis Singer 1978 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Nobel konuşmasında Yidiş diline övgülerde bulunmuştur:


“Yidiş dili herhangi bir hükümet tarafından desteklenmeyen, silah, mühimmat, askeri tatbikat, savaş taktikleri için hiçbir kelimeye sahip olmayan bir dil. Kibar ve özgür bir dil. Ben pes etmeyen Yahudilerin içinde yetiştim. Yidiş dilini kullananlar da o dil gibi. Yidiş hepimizin bilge ve alçakgönüllü dili, korkmuş ve umutlu insanlığın dili.”


Meşuga
Isaac Bashevis Singer - Meşuga (1994) / Fotoğraf: Sema Öklü

Meşuga (1994)


Bashevis Singer, eserlerinde Holokost’tan önceki zamanı, Polonya Yahudiliğini, Yahudi ailelerin değişimlerini, dağılmalarını yazmış. Singer’ın hikâyelerindeki karakterler Yahudi dünyasından, ince ya da kaba, ıstırap içinde, bilgelik dolu, karmaşık, kurnaz karakterler.


Yazarın Meşuga (Meshugah) adlı eseri ölümünden sonra 1994 yılında basılmış. Eserin asıl adı Kayıp Ruhlar, Meşuga ile değiştirilmiş. Meşuga; çılgın, üşütük, çatlak anlamına gelen Yidiş bir kelime. Singer, Meşuga ile anlatı sanatına farklı bir yorum getirmiş. Karakterlerinin çoğu edebi yoldaşlarının, efsanevi figürlerin izlerini taşır. Yazarın en sevdiği eserler listesinde öne çıkan karakterlerin özelliklerini Meşuga’daki karakterlerde bulmak labirentte çıkış yolu bulmak gibiydi. Meşuga’daki karakterler enerjik, yüksek ruhlu, hayatta kalabilen, kötülükten kurtulmuş, intihar düşünceli kayıp ruhlardır. Kitap, kayıp ruhların dokunaklı aşk hikâyesini işliyor gibi görünse de, ataerkil topluma gönderme yapan, cinsiyeti önemsizleştirip ahlaki açıdan bakmaya sevkeden sıradışı bir eser.


“Dünya iyice meşuga oldu, olacağı varmış.”


Böyle anlamlı bir sözle başlıyor kitap. Şimdiki zamana uyan bir söz olunca merakla okumaya başladım. Kitapta üç ana karakter var. Max, Aaron ve Miriam. Aaron, 1950’li yıllarda Yidiş dilinde yayın yapan bir gazetede köşe yazıları ve öykü yazan, romanlar tefrika eden bir yazardır. Bir gün toplama kampında öldüğünü sandığı eski dostu Max ile karşılaşır. Bir araya geldiklerinde eskiye dair yaşadıkları acı günleri konuşurlar. Max evlidir ama Miriam adlı kendinden oldukça genç bir kadınla ilişkisi vardır. Aaron’a ondan bahseder ve onları tanıştırır. Kısa süre sonra Miriam ve Aaron arasında da bir ilişki başlar. Miriam’ın kendinden yaşça büyük erkeklerle beraber olması, onlara farklı bir bağlılık duyması, aynı zamanda evli olması oldukça sorgulanacak bir durumdu. Nazi kampında ölmekle yaşamak arasında kalan, yaşamayı seçen Miriam için hayat hiç kolay olmamış. Yaşamayı seçerken hayatının en zor kararını vermiş, SS subaylarının eğlencesi, mezesi, yatak dostu olmuş. Sonraki yaşamında da bunun acısını çekmiş. Ailesi olmayan, anne baba sevgisi görmeyen Miriam çılgın biri haline gelmiş. Kendinden yaşça büyük birileriyle birlikte olması onun baba sevgisini görmemesinin etkisiydi. Özellikle Max’ın hastalığında bile yanında olması, onun şefkatli kollarını araması bu durumun etkisiydi.


“Üç adında bir roman yazmam üzerine fikir yürüttük; iki erkekle bir kadının hikâyesi olacaktı, teması da hiçbir kural, dinî, toplumsal ya da siyasi düzen tanımayan duygular olacaktı. Edebiyat görevinin, hisleri dürüstlükle yansıtmak olduğunda hemfikirdik; bu hisler vahşi ya da topluma aykırı olabilirdi.”


Kitabın tamamı bu alıntı üzerinden ilerledi diyebilirim. Üçlü bir ilişki etrafında çokça Yahudiliğin ön planda olduğu, Yidiş dilinin geçtiği kitapta yazar kendi inançlarını, âdetlerini sorgulamış, eleştirmiş. Koyu Yahudi bir aileden gelen birinin bu eleştirileri neden yaptığını da ayrıca merak ettim. Bunun dışında kitap ölümle yüz yüze gelmiş insanların hayata eskisi gibi bakamadıklarını gösteriyor. Savaştan ve ölüm kamplarından kurtulan Yahudilerin, geleneklerin ve dinin koyduğu kuralları yok sayıp dolu dolu yaşamasını okuyoruz.


Ruhsal ve fiziksel acıyı yaşayanların hayatları eskisi gibi olmuyor. Singer bunu bize farklı bir yolla anlatmış. Her karakteri inceleyerek okumak, neden, niçin diye sormak bu kitap için çok gerekli, yoksa kitabın hakkını vermeden okuma yapmış oluruz. Kitapta çokça Yidiş diline ait kelimeler, Yahudilik ile ilgili bilgiler geçiyor, herkese hitap etmeyebilir. Ama karakter analizi yapmayı seven, yeni bilgilere açık, farklı ve ödüllü yazar okumak isteyenlere tavsiyedir.



Yazar: Sema Öklü


Instagram: @kitapsemasi


 

Alıntılar


“Hayatta öyle çılgınca şeyler gördüm ki artık şaşırmıyorum. Artık hiçbir şey beni hayrete düşürmüyor. Şu anda gök yarılsa, Tanrı melekleri ve iblisleriyle birlikte bu kafeteryadan içeri girse gözümü bile kırpmam.”

“Sadece kötüler çoğalırsa insanlık için umut kalır mı?
Zaten umut yok, hiç umut yok.
Madem öyle, maymun nasıl insana dönüşmüş?”

“Belki de insan beyni, yapısı itibarıyla başkalarının hatalarını görmekte ustaydı ama iş kendi hatalarına gelince bir çocuk kadar saf ve kör oluyordu.”

“Açlığı bilen insanlar yemeği en büyük nimet sayar.”

 

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları


Çevirmen: Aslı Biçen


Sayfa Sayısı: 192


Ebat: 13,5x21 cm


Baskı Yılı: 1994/2003/2022


Kategori: Roman


410 görüntüleme
Schoolgirl with Books
bottom of page