Schoolgirl with Books

Moliére - Kibarlık Budalası

1660’lı yıllarda komedi anlayışı güldürmeyi amaçlamasına rağmen Moliére, güldürürken düşündüren bir tarz benimsemiştir. Eserleri toplumsal aksaklıkları, soyluları, gelenekleri, züppeleri en mizahi yönleriyle ele almıştır.


Moliére
Nicolas Mignard'ın yağlı boya tablosu: Moliére

MOLİÉRE (Jean-Baptiste Poquelin) 15 Ocak 1622-17 Şubat 1673


Fransız yazar Moliére; Paris doğumlu, saray döşemeleri yapan mobilyacı Jean Poquelin ile zengin burjuva kızı Marie Cresse’nin oğludur. On yaşındayken annesini kaybeden Moliére ilkokul ve ortaokul eğitimini Paris’te tamamlar. 1641’de okuldan ayrılarak babasının işini devam ettirir. Bu arada hukukçu olmak için de çalışmalar yapan Moliére, yirmi bir yaşındayken babasının işini bırakır, tiyatrocu aktris Madelaine Bejart ile Paris’ten ayrılır. “Illustre Theatre” adlı bir tiyatro topluluğu kurar. Sahne adı olarak Midi bölgesinde bulunan Vigan şehri yakınlarındaki bir köy adı olan Moliére ismini kullanır. Almış olduğu eğitim ve oyunculuk kabiliyeti ile tiyatronun lideri olur. On iki yıl süren gezici tiyatro hayatı yaşar. Gezginci tiyatroları, bilinen İtalyan asıllı ve yarı tuluat şeklindeki stilinden farklı bir üsluba sokar. 1658’de tiyatrosuyla Paris’e gelir. Kral XIV. Louis’nin kardeşinin koruması altında oyunlarını sergilemeye başlar. Tiyatro ekibi “Kralın Kardeşleri Topluluğu” adını alır. Birçok kez kralın önünde oyunlar oynar.


1660’lı yıllarda komedi anlayışı güldürmeyi amaçlamasına rağmen Moliére, güldürürken düşündüren bir tarz benimsemiştir. Eserleri toplumsal aksaklıkları, soyluları, gelenekleri, züppeleri en mizahi yönleriyle ele almıştır.


Kibarlık Budalası
Moliére - Kibarlık Budalası (1670) / Fotoğraf: Sema Öklü

Kibarlık Budalası


Kibarlık Budalası, 1669 yılında Fransa Kralı XIV. Louis’nin özel isteği üzerine yazılmıştır. Aynı yıl Sultan IV. Mehmet Fransa’ya elçi olarak Müteferrika Süleyman Ağa’yı göndermiştir. Muhteşem bir törenle karşılanan Süleyman Ağa, Fransız sarayının ihtişamına gerekli ilgiyi göstermemiş, soğuk durmuştur. Osmanlı sarayının çok güzel ve padişahlarının kıyafetlerinin daha gösterişli olduğunu söyleyerek dikkatleri üzerine çekmiştir. Bunun üzerine kral ve Maliye Bakanı Moliére’den gülünç bir Türk balesi yazılmasını istemiştir. Tam da o dönemlerde Paris’te “Türkeri” modası vardır. Osmanlı Devleti ile ilgili her şey ilgi çekmektedir. Sosyal yaşantıları, giyim kuşamları, sarayları merak edilmektedir. Eserin yazımında Doğu ülkelerinde yaşamış Şövalye Laurent d’Arvieux da bulunmuş, Türk dans ve kıyafetlerinin yapımında yardımcı olmuştur. Gülünç balenin ilk üç perdesi toplumsal taşlamaya, son iki perdesi kralın isteğiyle tuluata dönmüş bir töre komedyasına dönüşmüştür. Kibarlık Budalası ilk kez 14 Ekim 1670 yılında sahnelenmiştir.


Tiyatro eserleri okumaya ön yargıyla yaklaşırım. Bu eseri okumadan önce yazarın hayatını araştırdım. Moliére nasıl bir oyun yazmıştır ki, Osmanlı'yı gülünç duruma düşürmüştür? Okuduktan sonra düşündüğüm tek şey “Siparişle yazılan tiyatro oyunu bu mu?” oldu. Moliére bana göre Osmanlı'dan çok kendi toplumunu eleştirmiş, alaya almış, dünyanın her yerinde bulunabilecek evrensel bir tip yaratmış.


Oyunun başkahramanı Mösyö Jourdain burjuva sınıfındandır ve bu durumdan hiç mutlu değildir. Asıl amacı soylu olmaktır. Evli olmasına rağmen eşini de soylu sınıftan gelmediği için sevmez. Bu kaba saba, nezaketsiz adam soylu sınıfına girmek için kendisine hocalar tutar. Tuttuğu hocalar da iki yüzlü, sahtekâr, çıkarcı insanlardır ve Jourdain’i sömürürler. Özellikle bu bölümlerde geçen diyaloglar çok komikti. Tiyatro sahnesinde izlemeyi çok isterdim. Moliére toplumsal yaşamı çok iyi gözlemlemiş. İnsanların toplumsal sınıf uğruna yaptıklarını, düştükleri gülünç durumları, özentiliği sert şekilde eleştirmiş. Ama bu eleştiriyi kıvrak bir zekâyla komediye çevirmiş.


Son iki perdede Mösyö Jourdain, kızı Lucile’in sevdiği adamla evlenmesine izin vermez. Lucile’in sevgilisi Cleonte ve uşağı Covielle bir plan yaparlar. Cleonte padişahın oğlu kılığına girecek ve kızı isteyecektir. Zenginliğe, statüye, güce hayran olan Mösyö Jourdain bu işe evet der. Son iki perde gerçekten trajikomikti. Osmanlı ile dalga geçildiği sanılırken kendi toplumunu yermiş Moliére. Ama kral öyle düşünmemiş tabii. Öyle ki kral oyunu izlediğinde, “Şimdiye kadar yazdığınız en muhteşem oyun, hiçbir oyununuz beni bu kadar güldürmedi.” demiş. O dönemde oyun nasıl oynandı, kostümler ve sahne nasıldı çok merak ettim. 17. yüzyılda kral Osmanlı'yı ve Türkleri değil, kendini rezil etmiş. Değişen Fransız toplumu, zenginlik, güç ve soylu olma hırsı evrensel bir dille komedi olarak sunulmuş. Ülkemizde de oynanan bu tiyatro eseri yüzyıllardır güncelliğini korumuş. Avrupalıların Türk hayranlığı ya da hasetliği hep varmış. Ne güzel değil mi?



Yazar: Sema Öklü


İnstagram: @kitapsemasi


 

Alıntılar


“Bilge insan, kendisine edilen bütün hakaretlerin üzerindedir. Atılan iftiralara en iyi cevap sabır ve itidaldir.”

“İnsanlar boş şöhretler, boş mevkiler için kavga etmemeli. Bizi diğerlerinden ayıran bilgelik erdemdir.”

“Para görgülü bir insanın iltifat etmemesi gereken bayağı bir şeydir.”

 

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları


Çevirmen: Berna Günen


Sayfa Sayısı: 136


Ebat: 12,5x20,5 cm


Baskı Yılı: 2016


Kategori: Oyun

582 görüntüleme
Schoolgirl with Books