Schoolgirl with Books

Oktay Akbal - Garipler Sokağı

Güncelleme tarihi: 19 Nis

Sait Faik’ten etkilenen ve yeni edebiyat içerisinde yer alan Akbal, küçük kent insanının yaşantılarını, kendi anılarından yola çıkarak yazmayı amaçlamıştır.


Oktay Akbal
Oktay Akbal (1923-2015)

Tahsin Yücel’in denemelerinde sıkça ve övgüyle bahsettiği için hep merak ettiğim bir yazar olmuştur Oktay Akbal. Öykücülüğüyle bilinen Akbal'ın 1950’de yayımlanan ilk romanı Garipler Sokağı, Doğan Kitap’tan çıkan yeni baskısıyla tekrar gündeme geldi.


Elimdeki baskı, ‘87 Can Yayınları baskısı. Sararmış kitap sayfaları kurguyla o kadar uyumlu ki, yeni baskıdan aynı zevki alabilir miyim, kuşkuluyum. Kitabın da yaşanmışı makbul demek, tıpkı hayat gibi.


“Garipler, iki mezarlığı birbirine bağlayan bir köprü gibidir. Mezartaşları ile başlar, öyle biter. Bu sokak, dertlerini bir kaşık suda boğmasını bilen insanlarındır.”


İlk satırlarda sizi hikâyenin içine çeken kuvvetli bir kalemi var Oktay Akbal’ın. Hem gerçek hem masal gibi geliyor. Gerçekleri anlattığının farkındasınız ama dilinden dolayı bir masaldaymış gibi hissettiriyor. Muhtar Körükçü şöyle açıklama getiriyor bu duruma: “Olan bitenden bir sanat eseri çıkarmak, bir sanat havası yaratmak gayesinde. Yıkılmaya yüz tutmuş eski bir yalının, harap bir çeşmenin resmini yapan ressam gibi.”


Büyük yazar böyle olunuyor sanırım; basit bir konuyu, süslemeye, ağdalı bir dile gerek duymadan, sade bir dille sanat eserine dönüştürebilmekle. Kitapta buna dair bir göndermesi de var sanki: “Bir takım ahmak insanların boş vakitlerinde masa başına geçip alt alta dizdikleri cümle yığınları ancak güneşli bir günde okunabilir.”


Romanın birçok yerinde aklıma Van Gogh’un Patates Yiyenler’i geliyor. “Her kaşık onlara yeni bir hayal getiriyor, ekmeği her ısırışta bir parça hayal koparıyorlardı.” Böyle düşünmemde Fethi Karakaş’ın harika çizimlerinin payı var hiç kuşkusuz. Çizimler hikâyeyle bütünleşmenizi sağlarken, nostaljik bir fotoroman havası katıyor.


İstanbul’da, zengin muhitlerin arasında kalmış, taşra kasabası havasında bir sokak, Garipler Sokağı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında esnafı, camdan sarkan kadınları, kahvesi, sokakta koşan çocukları, emeklisi, memuru, hayalperest gençleri… Kendine has sesleri, kokuları, renkleri… Ve bu sokağı bekleyen istimlak haberi. İstanbul’un o dönemki kentsel dönüşümü ve insanlar üzerindeki etkisi.


Kurgu, belli bir ana karakter üzerinden akmıyor. Sokak ve içindeki tüm garipler, ana karakter olarak kucaklanıyor. Sokağa sonradan gelen zengin, romantik şair Salih ise hem bu sokağın bir parçası olmak istiyor hem de bir yanıyla olamayacağının farkında. Garipler Sokağı’na onun baktığı pencereden bakabiliyorsunuz. Dahiyane bir fikir bu Salih karakteri.


Garipler Sokağı
Garipler Sokağı (1950)

Kitabın son bölümünde Tahsin Yücel, Attilâ İlhan gibi isimlerin roman hakkında söyledikleri yer alıyor.


“Oktay sosyalden ziyade beşerî bir roman yazmış. Yalnız yüz sayfa içinde bunca insanı beşerî kılmak da zordur.” -Attilâ İlhan


“Bize son günlerini yaşayan bir fakir sokağın günlük hayatını anlatıyor. Fakat öylesine anlatıyor ki, vaktin nasıl geçtiğini bilmiyorsunuz, kendinizden geçiyor, Garipler Sokağı’nın fakirlerinden biri oluveriyorsunuz.” -Tahsin Yücel






Oktay Akbal (1923-2015)


1923 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Oktay Akbal, ilk gerçekçi Türk romancılarından olan Ebubekir Hâzım Tepeyran’ın torunudur.


İstanbul Üniversitesi Hukuk ve Edebiyat fakültelerindeki eğitim hayatını yarım bıraktıktan sonra yazarlığa ağırlık vermiştir. Yeni Sabah, İkdam, Vakit, Vatan, Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gibi gazetelerin yanı sıra Büyük Doğu dergisinde köşe yazıları, çevirileri, eleştirileri ve öyküleri yayımlanmıştır.


İlk öyküleri ilkokul yıllarında çocuk dergilerinde yayımlanan Oktay Akbal, lise öğrencisiyken bir öyküsünün İkdam’da yayımlanması ile edebiyat dünyasındaki ilk ciddi adımlarını atmaya başlar.


Sait Faik’ten etkilenen ve yeni edebiyat içerisinde yer alan Akbal, küçük kent insanının yaşantılarını, kendi anılarından yola çıkarak yazmayı amaçlamıştır. Toplumsal olandan ziyade bireysel, içe kapalı, deneyimlere ya da hayallere dayalı anısal öyküler yazmıştır.


Oktay Akbal
Oktay Akbal

İlk kitabı olan “Önce Ekmekler Bozuldu” 1946 yılında, ikinci kitabı “Aşksız İnsanlar” 1949 yılında yayımlanmıştır. 1950 yılında ise ilk romanı “Garipler Sokağı” ile yazın çevresinde olumlu eleştiriler alarak romandaki etkinliğini de göstermiştir.


Oktay Akbal 2014’te “Huzur” başlığı altında son yazısını yazdıktan sonra 2015 yılında vefat etmiştir.


"Hey Vapurlar Trenler," "Suçumuz İnsan Olmak," "Yalnızlık Bana Yasak," "İnsan Bir Ormandır" yayımlanan diğer kitapları arasında bulunur.




Yazar: Emre Albayrak

333 görüntüleme
Schoolgirl with Books