Schoolgirl with Books

Pandabiyat Eylül 2022 Okuma Listesi



Thomas Bernhard - Oyunlar I - Boris İçin Bir Şölen/Av Meclisi/Minetti. Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portresi - Yapı Kredi Yayınları


Oyunlar I”, Thomas Bernhard’ın BORIS İÇİN BİR ŞÖLEN (1970), AV MECLİSİ (1974), MINETTI (1976) eserlerini bir araya getiriyor:


İlk kez 1970’te sahnelendiğinde, bazı eleştirmenler tarafından “absürd tiyatro” örneği olarak etiketlenip “hiciv boyutu ve burjuvazi eleştirisi” görmezden gelinmek istenen BORIS İÇİN BİR ŞÖLEN’in ilk yazımı 1965’e kadar geri gider. Oyun aynı yılın yaz aylarında Salzburg Tiyatro Festivali için “fazla karanlık” bulunarak kabul görmemiştir. Bu oyunda, tıpkı kendisi gibi bacaklarını kaybetmiş İyi Kadın’ın yıllar önce evlenip Kötürümler Bakımevi’nden çıkardığı Boris’in doğum günü için düzenlenecek şölen konu edilir; şölende Bakımevi’nden on üç kötürüm konuk olacaktır.


Bernhard’ın pek çok kez en başarılı eseri olarak adlandırdığı AV MECLİSİ’nde General ve eşinin av köşkünde bir oyun yazarı konuktur. –Bu Yazar karakteri Bernhard’ın yapıtında ilk kez bir tür yazınsal ayna karakter olarak belirir.– Av köşkünü çevreleyen ormanı bütünüyle kabuk böceği sarmıştır ve Stalingrad muharebesinde tek kolunu kaybetmiş General ölümcül bir hastalığın pençesindedir.


Bernhard’ın ünlü Alman tiyatro oyuncusu Bernhard Minetti’ye ithafen kaleme aldığı MINETTI’de, yalnız ve yaşlı bir oyuncu olan Minetti karakteri, bir yılbaşı gecesi, Flensburg Tiyatrosu’nun başyönetmeniyle buluşmak için Atlantik Okyanusu kıyısındaki karlı Oostende’de üçüncü sınıf bir otele gelir. Kendisini ilk kez üne kavuşturan Kral Lear’i otuz yıl sonra yeniden oynayıp sahnelere dönüşünü taçlandırmak niyetindedir fakat yolunu dört gözle beklediği başyönetmen bir türlü ortalıkta görünmez.


Bernhard’da drama fikri, romanları, anlatıları, öyküleriyle kurduğu bütünlük bağlamında “felsefi güldürü izlencesi”nin yazınsal esaslarından biridir. Bernhard’ın tiyatro oyunları, ülkesi Avusturya’nın acı gerçeklerini seslendirirken evrensele uzanan yapıtı içerisinde dünya yaşamını aynı anda bir güldürü ve tragedya olarak betimleyen, ciddiyetle gülünçlük arasında gerçekliğin birbiriyle çelişen çift yüzünü resmeden güçlü bir repertuvar oluşturur: Sesi sönmeyen bir sözcük senfonisi, susmayan bir acı kahkaha.


“İnsanlar tiyatroya gelirler / büyük bir oyuncuyu seyretmek için / ama gelir gelmez de onun tekinsizliğini itici bulurlar / Tekinsizlik sergilediğinde sanatçı / ki sergilemelidir / seyirci bunu itici bulur / Oyuncu göstermelidir onu / Tekinsizliği başka hiçbir şeyi değil”


“Onda beni her zaman büyüleyen, dilinin ritim ve ton açısından taşıdığı müzikalitedir. Oyunları da adeta senfonik cümleler halinde bestelenmiştir. Beni en çok etkileyen oyunu Strindbergvari bir oda oyununun yoğunluğuna eriştiği AV MECLİSİ’dir.” -Carl Zuckmayer


Çevirmen: Fatih Özgüven / Sayfa Sayısı: 256 / Kategori: Oyun


 

Alberto Ruy-Sánchez - Dokuz Kere Şaşkınlık - Othello Kitap


Çağdaş Meksika Edebiyatının en önemli yazarlarından Alberto Ruy-Sánchez, bizleri elimize yalnızca şaşırtıcı bir arzu haritası vererek yola çıkarıyor.


Neredeyse rüzgârla dikilmiş bir kum tepesi, bir ada ya da neredeyse bulut, bu surlarla çevrili şehir çıkıyor karşımıza: Mogador.


Gerçekten var mı yoksa yok mu? Bir kadın mı yoksa şehir mi? Erotik bir rüya mı? Arzunun ritüel dövmesi gibi deri üzerine yazılmış bir kitap. Her biri dokuz parçadan oluşan dokuz bölümde, sıfıra sırtını dönen bir uygarlık gibi, Mogador’un derimizin içinde ve dışında kökeni, ışığın ve zamanın tuhaf davranışı hakkında efsaneler duyuyoruz.


Mogador’un duvarları, şarkı söylemek ve hikâyelerini anlatmak için kullandıkları yöntemler, derinin şiddetli diktatörlüğü, şaşırtıcı kütüphaneleri ve vücudun temel müziği hakkında efsaneler.


Mogador’un uyurgezerlerinin hikâyeleri, sizler tarafından dinlenmeyi bekliyor.


Çevirmen: Beyza Fırat / Sayfa Sayısı: 136 / Kategori: Roman


 

Melisa Parlak - Tesis - Yeniinsan Yayınevi


Hepimiz hayat sarmalının bir ucundan geçmişe bir ucuyla geleceğe bağlıyız. Çoğumuz, geçmişin karabasan gibi üstümüze sinen o karanlık tarafı altında ezilir; kurtulamadığı, yakasına yapışan korkularının ve pişmanlıklarının tutsağı olur.


Yaşam dediğimiz bitmek bilmeyen sorunlar silsilesinin üstesinden gelemeyişimiz, içimizde âdeta taşa dönüşüp bizi her seferinde en başa sürükleyen o bilinmezlik batağındaki çırpınışımız, bizi istemediğimiz bir girdaba yönlendirir. Sisifos gibi her seferinde başa döneriz. Üzerimizden atıp kurtulduğumuzu sandığımız her bir yükü tekrardan geri taşır, kaldığımız yerden devam etmek yerine omzumuza yük olan her şeyi üşenmeden kaldırırız.


Tesis; insanın yaşam karşısındaki anlamsızlığını, üstündeki tüm baskılarına rağmen direnmek zorunda olduğunu, insanın hayatta “nelere sahip olup nelere olmadığını”, her seferinde üstündeki yükleri attığını sandığı ama aslında iç dünyasında bu yüklerden kurtulamadığını, insanın varoluşsal sıkıntılarını, pişmanlıklarını iki kadının gözünden bize anlatır.


İçinde barındırdığı müzikler ve melodilerle kendine has bir dokusu olan kitapta; birbirine kenetlenen karakterlerin hayat yolculuğundaki kayboluşlarını, Lal Jamila heykelinin dibindeki bir toprakta, radyo kanalında çalan hareketli bir Latin ezgisinde ya da bir sapakta konuşlanan ıssız bir evin verandasından esen ılık bir rüzgârda hissediyoruz.


Sayfa Sayısı: 192 / Kategori: Roman


 

John Berger - Bento’nun Eskiz Defteri - Metis Kitap


Hollandalı filozof Baruch (Bento) Spinoza, kısa ömrünün en yoğun yıllarını yazarak geçirmiş. Resim yapmaktan zevk alır, yanında hep bir eskiz defteri taşırmış. Ani ölümünün ardından dostları mektuplarını, elyazmalarını, notlarını kurtarmayı başarmış ama eskiz defteri bulunamamış. John Berger, içinde ne olduğunu bilmeksizin, bu eskiz defterini bulmayı hayal etmiş hep. İstediği sadece filozofu yeniden okurken, Spinoza'nın gözlemlediği şeylere bir de onun gözüyle bakabilmekmiş. Bir gün süet ciltli bir eskiz defteri hediye gelince, "Bu Bento'nun olmalı!" demiş kendi kendine ve Spinoza'nın düşüncelerini izleyerek çizimler yapmaya başlamış.


Ve Bento'nun Eskiz Defteri çıkmış ortaya. Çizme edimi üzerine sözcükler ve imgelerle yürütülen bir araştırma var bu kitapta: Çağımızın en bilge yazarlarından John Berger'ın çiçeklerle, bitkilerle, hayvanlarla, çeşitli muhalif ve sürgünlerle, Arundhati Roy, Platonov gibi yazarlarla yarenlik ederek yürüttüğü, sanatın giderek acımasızlaşan bu dünyaya bakışımızı nasıl etkilediği üzerine bir düşünme süreci.


Çevirmen: Beril Eyüboğlu / Sayfa Sayısı: 184 / Kategori: Roman


 

Jean-Christophe Grangé - Mermer Adam - Doğan Kitap


KÖTÜLÜK HİÇ BEKLENMEDİK BİR YERDEN GELEBİLİR.


Yıl 1939, Berlin… Avrupa yeni bir dünya savaşının eşiğinde…


Reich’ın ileri gelenlerinin güzel eşleri tek tek vahşi cinayetlere kurban gider. Gestapo subayı Franz Beewen, öldürülen kadınların psikiyatrı Simon Kraus ve aristokrat psikiyatr Minna von Hassel, Nazilerin nefes aldırmadığı Berlin’de bu cüretkâr cinayetleri işleyen katilin peşine düşerler…


Jean-Christophe Grangé’den, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, gerilim dolu bir macera…


Çevirmen: Tankut Gökçe / Sayfa Sayısı: 608 / Kategori: Polisiye Roman

515 görüntüleme
Schoolgirl with Books