Schoolgirl with Books

Şeytan ile Yabancı - Aysun Polat




Kerem’le en sevdiğimiz oyundu gölgelerimizden şekiller yapmak. Annem bize yasakladıkça daha çok oynamak isterdik. Annem ne zaman görse, “Şeytanın işidir gölgeyle oynamak, iyi olmaz. Sakın bir daha kimseye uyup da oynama. Şeytan kovalar seni!” derdi. Kerem’le çocukluk yıllarımız şeytan bizi bulsun diye gölgelerimizin üstüne zıplamakla geçti. Kerem benden önce anlamıştı şeytanın öyle bizim sandığımız gibi elli ayaklı, gözle görülür bir şey olmadığını ama beni kandırmak ve kısacık gölgemle benden yapamayacağım şeyler istemek çok hoşuna giderdi.


Her gün ilkokuldan asfalta boşalan çocuk kalabalığıyla beraber eve doğru giderdik. Bizim ev okula biraz uzak kalıyordu. O yüzden sıkı sıkı tembihlerdi annem, “Aman, bizim evin altındaki sokağa kadar sakın çocuklardan ayrılma. Oraya kadar gelirsen sonrasında bir şey olmaz zaten. Aman ha, yabancıların yanına gitme!” Şimdi anımsadığım kadarıyla annemin şeytan dediği şeyle yabancı dediği şey benim için aynıydı. O zamanlar çocuk aklımla ne şeytandan ne de yabancıdan korkuyordum. İnsan, olmayan bir şeyden neden korksun ki? Biliyordum ben. Ayşe gibi ölmeyeyim diye annem uyduruyordu şeytanı da yabancıyı da.


İkinci sınıfa gittiğim yıl Kerem de beşe gidiyordu; kardeşi suçiçeği çıkarttığı için Kerem’in annesi onu okula göndermiyordu. İki gündür okula yalnız gidip geliyordum. Kalabalığın çoğu ilk yokuşun başında yokuşa tırmanmadan sağa sola, ara sokaklara dağılırdı. O yokuşu tırmanırken kalabalığın birazı da yokuşun tepesindeki evlere doğru giderdi. Bizim ev, yokuşu bitirip de düz yola çıkınca üçüncü sokak dönemecindeydi. Önce ikinci sokak dönemecinde Keremlerin kapısına vurdum. Annesi açtı kapıyı. Kerem’in ödevini söyledim. Gülizar teyze poğaça yapmış, mis gibi kokuyordu. Bir tane elime verdi. Birkaç tane de beslenmeme koydu. “Evde Fatoş’la yersiniz. Annene selam söyle.” dedi.


Ertesi gün Kerem’in de suçiçeği olduğu anlaşılınca o iyileşene kadar annem götürüp getirdi beni okula. İyi hatırlıyorum çünkü Ramazan Bayramı’ndan önceki haftaydı. Bir hafta boyunca annemle yürüdüğüm yollarda daha önce hiç görmediğim gölgeler gördüm. Aynı yollardan yürüyor, aynı zamanlarda geçiyorduk ama arkamızdaki kalabalığın içinde başka biri vardı. Gölgesi bizim buradaki insanların gölgesi gibi değildi. Kaç defa dönüp arkama bakmak istedim ama annemin elinden kendimi kurtaramadım. Aklı Fatoş’taydı annemin. Evde tek kaldı diye hızlı hızlı yürüyor, beni de çekiştirip duruyordu. İsterdi ki ikimiz de hep yanında olalım. Kendisinden ayrı olsak bile yanımızda onun bildiği birisi olsun.


Neyse ki annemle geçen keyifsiz okul yolu Kerem’in tekrar okula başlamasıyla sona erdi. Kerem’in boyu da gölgesi de benden uzundu. Ama zürafa gibi, fil gibi büyük hayvanları o da tek başına kendi gölgesiyle yapamazdı. Bazen filin hortumu bazen zürafanın boynu olurdum. Çok eğlenirdik. Bir keresinde Kerem şöyle dedi: “Suçiçeği çıkarttığımda çok kaşındım. Kabarcıkların içi su doldu. Sonra ben kaşıdıkça patlamaya başladı. Kabarcıklar patladıkça bu sefer kaşıntıyla beraber canım daha çok yanmaya başladı. Annem yüzümde iz kalmasın diye avucunun içiyle kaşıdı kabarcıkları. Ben o zaman yüzümde iz kalmasından değil de senin beni yüzümde iz kaldığında sevmemenden korktum.” Sonra bana yüzünde sakladığı bir yeri gösterdi. Alnının sağ tarafına yığdığı kalın dalgalı saç tutamını kaldırdı. Kocaman iki tane iz gördüm, daha önce orda olmayan. “Bak!” dedi. “Yakında bahar gelince saçlarımı keser bizimkiler. O zaman iyice ortaya çıkar. Beni böyle de sever misin?” “Kaldırıma otur, gözlerini kapat!” dedim. Kerem’i suçiçeği izlerinden öptüm.


Kurban Bayramı yaklaşıyordu. Bizim mahalleyi bir telaş almış, her evin bahçesinden yükselen kuzu sesleri adeta ortalığı süpürüyordu. Annem önceden dikmişti bayramlıklarımızı. Daha biz sormadan söyledi babamın bu bayram da gelemeyeceğini. Uzun yol şoförüydü babam. Uzak ülkelerde çalışıyordu. Öyle ha deyince her istediğinde gelemiyordu. Bayram bizim bayramımızdı. Gavurlar Kurban Bayramı’nı bilmezdi. Babam istemiş ama izin alamamıştı. Son yolladığı mektubu okudu annem. Babam vakitlice yazmış, izah etmiş durumu. Zaten sadece bayramlarda mektup gelirdi. Annem bize bir çırpıda okur sonra da kaldırıverirdi. Bir daha da babamın lafı açılmazdı. Öncelerde hep gelirmiş babam ama sonradan daha başka ülkelere gittikçe gelemez olmuş. Babamı hiç hatırlamıyorum ben. Küçükmüşüm gelip gittiği zamanlarda. Zaten bizim evin içinde ‘şeytan ile yabancı’ kadar yeri yok babamın. (Onları daha çok anlatır annem bize.) Babam öyle bayramdan bayrama mektubunun, zarfının gölgesiyle geçer gider hayatımızdan.


Cuma günü bayram tatilinden önceki son okul günüydü. Kerem’le eve doğru yürürken, yine arkamızdan beni huzursuz eden bir şey hissettiğimi hatırlıyorum. İyice etrafıma bakındım, her yerde tanıdığım gölgeler vardı. Kerem’in elinden tuttum, yürümeye devam ettik. Bu sefer gerçekten şeytana yakalandık diye geçiriyordum aklımdan. Bizim eve giden yokuşa yeni tırmanmaya başlamıştık ki yolun ortasında bir kalabalık vardı. Yerden oluk gibi koyu kırmızı kanın yokuş aşağı aktığını gördük. Kalabalığa doğru yürümeye devam ettik. Yerde yaralı yatan adama hayretle bakan insanların arasında tanıdık bir yemeni gördüm. Çok sürmedi annemin donuk yüzüyle göz göze geldim. Ama annemi o an tanıyamadım. Yüzü öylesine solgun ve duygusuzdu ki ölü gibiydi. Ne zamanki ayağındaki minik sarı çiçekli hiç çıkartmadığı şalvarını gördüm o zaman bildim annem olduğunu. Kerem’in elini bırakıp anneme doğru atıldım. “Anne bu adam kim?” dediğim sırada bir jandarma arabası geldi yanaştı kalabalığın içine. Jandarma erinin komutanına şunları söylediğini hatırlıyorum. “Ramazan Bayramı’nda izne çıkan firari mahkûmun yerini bugün tespit ettik. Teslim ol çağrımıza ateşli silahla karşılık verince çıkan çatışmada etkisiz hale getirildi.” Komutan “Yaşıyor mu, sağlık ekipleri yönlendirildi mi?” diye sorarken annem bana cevap verdi. “Bu adam yabancı kızım. Artık başka bir yabancıdan korkmana gerek yok. Hadi Kerem, Zeliha eve geç kalıyoruz.” Elimden tutup beni eve doğru götürürken annem, ben de yabancıyı da şeytanı da temize çıkartmış olmanın rahatlığıyla bir Kerem’in gölgesini bir kendi gölgemi yakalamaya çalıştım.


Eve vardığımızda aynı jandarmalar bizden önce gelmişti evimize. Annemle uzun uzun konuştular. Birkaç yıl sonra konu komşudan duydum o yabancının kim olduğunu. Annemin dediği gibi onun yasakladığı oyunları oynamak kötülük getirmişti. Buna aklımın erdiği gün söz verdim kendime. Büyüyünce gölgemi şeytana satacaktım.



Aysun Polat

322 görüntüleme
Schoolgirl with Books