Schoolgirl with Books

Tagore'un Dizelerine Vuran Fırça Darbeleri

Rabindranath Tagore'un, "Alışma Bana, Ne Yapacağım Belli Olmaz" şiirinin iki ressam, iki tablo üzerinden değerlendirilmesi.


Rabindranath Tagore
Rabindranath Tagore (1861-1941)

Alışma Bana, Ne Yapacağım Belli Olmaz

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz...!

Bugün varım yarın birden yok olurum.

Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.

Canımı acıtma, bir yara da sen açma...!

Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun.

İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.

Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum...

Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum...

Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum...

Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına...

Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki...!

Vazgeçemezsin tutkun olurum.

Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.

Tüm tutkularım ve gücümün arkasında;

Hâlâ minik bir çocuğum.

Büyütemezsen; Kaybolurum...!

Rabindranath Tagore*



Get Finished Flowering
Gabriel von Max - Get Finished Flowering

Tagore'un bu şiirinin her mısrasını ayrı bir tabloyla özdeşleştirebilirim. Ama Gabriel von Max'ın “Get Finished Flowering” tablosunun genel olarak bu şiiri yaşadığını düşünüyorum. Tablonun adının bile -çiçeklenmeyi bitirmek olarak çevrilebileceğini düşünürsek- umutlarını yitirmek gibi bir mahiyeti var. Tabloda gözümüze çarpan yerdeki solmuş çiçekler “Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.” dizesinin ruhuna dokunuyor sanki.


Odanın dağınık hali, tablonun başkahramanı olan kızımızın bunları umursayacak halde olmayışı, yaşadığı olayların onu etkileyiş biçimini gözler önüne seriyor. Tagore’un deyişiyle “Bugün varım yarın birden yok olurum.” Gabriel von Max’ın fırçasıyla hayat bulan kız da bu cümleyi yaşayarak yok olmuş gibi.


Resimdeki mimikleri ve duruş pozisyonunu yakından inceleyelim. Kızımız elini başına doğru yaslamış. Bu duruş zaten dertlenmiş ve düşünceli olduğunu bize hissettiriyor. Ayrıca yüz ifadesindeki burukluk da eklenince yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu daha belirgin hale geliyor. Yolunda gitmeyen bir şeyler var evet, işte bu durum ve ortamın dağınıklığı ile atıfta bulunulan umursamazlığı birleştirirsek “Hâlâ minik bir çocuğum, büyütmezsen; kaybolurum…!” diye yankılanan ses tablodan bize gelir.


Gabriel von Max’ın hayal gücü ve yeteneğinin harmanlanması ile ortaya çıkan Get Finished Flowering tablosunun renk kontrası da bize mesaj veriyor. Tablonun tamamına hâkim olan pastel kahverengi tonları umutsuz gamlı havayı oluşturmakta birebir etkili. Kahverengi tonlarının hâkimiyeti altındaki tabloya eklenen parlak, göz alıcı mavi dikkat çekici ve bir o kadar ironik. Peki Gabriel von Max neden mavi rengi tercih etti? O zaman maviye yoğunlaşalım, nedir mavinin verdiği mesaj, sorumuz bu. Mavi, gökyüzünün ve denizin rengi. Güven, sadakat, bilgelik ve kendine güveni simgeler. Tagore’un dizelerine bir göz atalım bu simgeler ışığında: “Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.” diyor şair. Tablomuzda sadece bir bölgede tercih edilen ironik mavilikle aslında bu duygu hissettirilmek isteniyor. Benim duvarlarım var, güvenimi kazanman için duvarlarımı yıkman gerek. Eğer başarırsan güvensizliklerle geçen hayatımda ilacım sadakattir, bırakma beni. Tagore ve Gabriel von Max’ın ortak görüşlerini bu şekilde toplayabiliriz.


Mavi renge bir parantez açalım; mavi renk sıklıkla derinlik ve dengeyle bağdaştırılır. Bu derinlikten hareketle bilinç ve us ile bir bağlantısı olduğunu söyleyebiliriz. Bununla beraber şiirimizin teması aşk ve tablomuza kondurulan mavi aracılığıyla bu bağlantı kurulmuş olabilir. Mavi ataerkil, maskülen bir renk olarak da bilinir. Çoğunlukla erkeklerin tercih ettiği bir renk olarak görülür. Kadın figürümüz belirginken erkek kahramanımız simgesel olarak kendini gösteriyor.


Tristão & Isolda
Edward Blair Leighton - Tristão & Isolda

Alışma Bana, Ne Yapacağım Belli Olmaz şiirinde Tagore'un “Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum...” dediği dizede ise aklıma Edward Blair Leighton'un Tristão & Isolda tablosu geliyor.


Prensesin mağrur duruşu, âşığının onu aşka inandırmaya çalışması ama kızın olmaz, bu aşk bizi iyice kördüğüm eder diyen duruşu. Aslında tablodan direkt bu anlam çıkmayabilir. Pek tabii farklı farklı anlamlar çıkarıp farklı senaryolar da yazabiliriz. Zaten öyle de olmalı. Sanatın muazzam bir şekilde çeşitliliği toplayıp harmanlayarak bir araya getirme gücü kaçınılmaz.


Edward Blair Leighton’un resminde işlediği hikâye pek çok ressam tarafından defalarca işlenmiştir. Elbette her ressamın kendi yoğurt yiyişi olduğundan, her ressam hikâyenin farklı bir yüzüne ışık tutuyor. Bu farklılığın bir nedeni de Tristan ve Isolde hikâyesinin günümüze ulaşan çok fazla versiyonu olmasıdır. Hikâyenin ayrıntıları bir yazardan diğerine farklılık gösterse de genel konu yapısı hemen hemen aynıdır. Pek tabii benzer durum ressamlar için de geçerlidir. Ancak Leighton’un hakkını vermem gerekiyor. Çünkü hikâyeyi işleyişi, detayları tabloya dağıtışı ve döneme ışık tutan kıyafetleri, ortamları yansıtma gücü takdire şayan.


Tablonun hikâyesine ve adının nereden geldiğine bakacak olursak şiirin dizelerinden fırlayan sözcükler tabloya birer fırça darbesi olacak. Tristão & Isolda ya da Türkçe söyleyişle Tristan ve Isolde, 12. yüzyıldan beri birçok varyasyonla yeniden anlatılan bir romantizm hikâyesidir. Hikâye, Kernevek şövalyesi Tristan ve İrlandalı prenses Iseult (Isolda) arasındaki yasak aşkın trajedisini içerir. Trajedinin perde arkasına bakalım; Tristan çok sevdiği amcası Kral Mark’ın karısı Isolde’a âşık olur. Bir çeşit üçlü ilişki başlar, herkesin birbirine gerçekten değer verdiği. Fakat Tristan ve Isolde birbirlerine hissettikleri tutkuyu inkâr edemez ve zina işlerler. Buraya bir virgül koyalım ve Tagore’un satırlarında soluk alalım. Ne diyor şairimiz: “Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki...! Vazgeçemezsin tutkun olurum.” Tristan ve Isolde’un ahvali bu satırlarda yaşıyor sanki.


Hikâyemize devam edelim; Kral Mark, Tristan ve Isolde arasındaki yakınlaşmayı öğrenince, yeğeni Tristan’ı zehirli bir kılıçla öldürür. Isolde, Tristan’ın öldüğünü öğrenip cesedini gördüğünde kahrından hayata veda eder. Tabloda resmedilen Isolde, Tristan’a şöyle diyor sanki: “Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun. İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.” Isolde haklı, engeli ise eşi Kral Mark. Ve maalesef haklı çıkıyor yoğun duygular, tutkular. Sonuç kavuşulamayan bir aşk, Alışma Bana dercesine...


*Resuloğlu, N. (Temmuz, 2020). Kimse Bize Ait Değildir - Rabindranath Tagore. İstanbul: Destek Yayınları



Emine Öykü Güner


 

Kimse Bize Ait Değildir - Rabindranath Tagore - Kendin Olabilme Felsefesi


Yayınevi: Destek Yayınları


Yazar: Nabi Resuloğlu


Sayfa Sayısı: 96


Ebat: 11x18 cm


Baskı Yılı: Temmuz 2020


Kategori: Felsefe

398 görüntüleme
Schoolgirl with Books