Schoolgirl with Books

Tanrı'dan Mektup - Sinem Gülsoy Usta




Neden var olduğumu ya da beni oluşturan maddeleri bilmiyorum. Ruh dediğiniz saydam yapıya sahip olup olmadığımı, atomlarımın bütünümde çarpışıp çarpışmadıklarını da.


Her şeye muktedir olduğumu söylersiniz bir de! Henüz sorunlarımı çözememişken muktedir olmak da nedir? Belki de bu kastettiğiniz “yüce” olma durumu sadece Zaman’a bahşedilmiştir. Ben ise onun isimleşmiş, metalaştırılmış hâliyimdir. Meta demişken ele avuca gelen bir varlık olarak düşünmeyin hemen.


Olamaz mı? Ben dâhil her şeyi var eden aslında odur. Yalnızca ismimin arkasına sığınmıştır; suçlamalarla, isyanlarla ben çarpışayım diye. Aslında geçmişe, geleceğe, her âna müdahale etme yetisi onda. Ama kendini temize çıkarmak adına her olaydan beni sorumlu tutuyor. Ne de olsa siz ölümlüler ne geçmişinizi hatırlayabilir ne de geleceğinize ulaşabilirsiniz.


Ama ben öyle miyim? Anbean geçmişi görmeye mahkûmum. Sadece benimkini de değil üstelik; tüm ölümlülerin, gezegenlerin, evrenin geçmişini ve hepinize olacakları görmeye.


Beni bu kadar yüceltmenize sebep olan da sınırsız bilgi düzeyim olsa gerek. “O her şeyi bilir. O her şeyi görür.” diye anlatıyorsunuz ya. Satır aralarını okuyamıyorsunuz. Evet bilirim, görürüm ama müdahale edemem. Bunu hâlâ kavrayamadınız yüzyıllardır hatta milyonlarca yıldır. Varsınız, canlısınız, akıllısınız hatta birkaçınız inanılmaz parlak zekâya sahip. Tahminlerimin ötesine bile geçebiliyorsunuz. İşte o parlak zekâlı olanlarınız zaten önce beni yok sayıyor. Sonra da ona, yani Zaman’a ulaşmaya çalışıyor.


İşte o zaman öyle bir döngüye giriyorlar ki ne kendilerinden ne de düşüncelerinden bir iz kalıyor geriye. Çünkü vakit daraldıkça yok oluyorsunuz. Dediğim gibi hepiniz ölümlüsünüz.


Bir zamanlar varlığınızın pik yaptığı bir dönem olmuştu. O vakitler sizler de tanrılaşıyordunuz. Zeus, Poseidon, Afrodit, Athena ve diğerleri, hatta Hades. O zamanlar en şaşaalı dönemlerinizdi. Dünyayı ele geçirmek üzereydiniz. İnsanlığa zaten hükmediyordunuz da, dünyayı da avuçlarımdan kaçırmaya başladığımı hissetmiştim. Güçlü, akıllı ve güzeldiniz. İyiliği ve kötülüğü dengelemeyi öğrenmiştiniz. Tam da bu evrende bana ihtiyaç kalmamak üzereydi ki…


O vakit müdahale etmeliydim Zaman’a. Öyle kalmalıydınız. Ama yapamadım. Karşı koyamadım ona, her daim olduğu üzere.


Sonuç olarak bu evrelere geldiniz, tanrılık mertebesinden düşseniz de ırkınızı geliştirdiniz. Ve bu sefer bir iki varlığı değil, ırkınızın birçoğunu değiştirdiniz. Ama sizler de onun gibisiniz. Belki de hamurunuza o el attığındandır. Hiç anlayamadım bunu. Vaktiniz daraldıkça gaddarlaşıyorsunuz. O da öyle biliyor musunuz? Hiç acımaz, zalimdir.


Kime anlatıyorum ben de! Zamanın acımasızlığını en iyi siz, ölümlüler bilirsiniz zaten.


Her neyse… Birazdan okuduğunu bile hatırlayamayacak, dünya koşuşturmacası adını verdiği bir döngüye kapılıp Zaman’ın oyuncağı olacak âciz ölümlülerle dertleşiyorum. Tanrınızın düştüğü hâllere bir bakın!


Olur da bir gün, biriniz onu çözerseniz, ona ulaşırsanız; beni de onun zincirlerinden kurtarmış olacaksınız. Nedenini, nasılını bilemediğim varlığımın yaratıcısı Zaman’dan. İşte o vakit kurtarıcınız ölümsüz olacak ve ben aranızdaki yerimi alacağım. Benim de sonum gelecek. O vakte kadar Zaman’ın maşası olmaya devam edeceğim ve sizler de beni suçlamaya, benimle kavga etmeye devam edeceksiniz. Zamanınız daralıyor, acele edin, kurtarın Tanrınızı.


Sevgiler, Tanrınız…



Sinem Gülsoy Usta

405 görüntüleme
Schoolgirl with Books