top of page
Schoolgirl with Books

Televizyon - Ebru Gazioğulları




Evi onun kalesiydi, hanedanlığıydı, çöplüğüydü. Her horoz gibi o da kendi çöplüğünde öterdi; kimseye hesap vermeden. Bazı günler iki televizyon açar, iki ayrı gündüz kuşağı programını aynı anda izlerdi. Bazen de televizyonlar kendi aralarında çalıp söylerken telefondan video seyrederdi. Çiçekli, kahveli mesajlar atar, eşi dostu arardı. Yatar, kalkar, oturur, pencereye çıkar; kimi günler akşam altıdan sonra hamaratlığı tutar, toz alırdı. “Zaten” derdi, “evden çıkmıyorum bari bu dört duvar arasında özgürce yaşayayım.”


Kocası emekliye ayrılıp artık evde oturacağını söylediğinde kafasının tepesine kara bir bulut oturdu kadının. Sonraki dört ay boyunca kendi kendini doldurdu. “Herif emekli olup evde oturacakmış. Kafe bilmez büfe bilmez. Korona var, camiye de gidemez. Başımda bütün gün. Oturduğuma kalktığıma, yediğime içtiğime karışacak. En çok da televizyon keyfimi tenkit edecek.” Kocasının edeceğini düşündüğü muhtemel laflara karşı söyleyeceklerini, aylar öncesinden içinden tekrarlamaya başladı.


Adam tüm bu antrenmandan bihaber, emekliliğinin ilk haftalarında yerini bulamayan bir vazo gibi evin içinde oradan oraya gezdi. Salonda, arka odada, mutfakta çeşitli koltuklarda, taburelerde oturdu, tünedi, yayıldı. Gazeteleri okudu. Markete, sütçüye, fatura yatırmaya gitti. Akşamları arka odada kâh Osmanlı kâh Selçuklu, eli kılıçlı gözü sürmeli ne kadar dizi varsa seyretti. Gündüzleri ise televizyon bambaşkaydı. Örneğin geçen günkü program… Kocalarını bırakıp aynı adamla kaçan iki eltiyi arıyorlardı. Başka bir gün, bir başka kanalda, oğlu kendisinden dokuz yaş büyük ve çocuklu bir Rus kadınla evlenecek diye kendini yerden yere atan bir kadını dinliyorlardı.


Bir izledi, iki izledi. Bir şey demedi. Kadınlar o kadar bağırmasa belki daha da sesini çıkarmazdı ama… O gün alışverişten geldiğinde yine televizyonların ikisi de açıktı. Mutfak televizyonundan Karadeniz’in yemyeşil tepelerinden birine kondurulmuş kibrit kutusu kadar bir kulübeden bir kadının bedduaları yükseliyordu. Üvey kızı altınlarını ve turşu bidonlarını alıp kaçmıştı. Kadının tiz ve şiveli bağırış çağırışları eve yayılıyordu. O sırada salondaki ekranda ise gözü yaşlı bir başka kadın karşısındaki koltukta oturan kızını eve dönmeye ikna etmeye çalışırken ayılıp bayılmaktaydı. Beti benzi atık, ağzı burnu uçuk içindeki zavallı kadın biraz güç topladığında ayakkabısının tekini kızının ifadesiz suratına fırlatmış ve ıskalamıştı. Kız, kocayı ve çocuğu bırakıp Tiktok’tan mı Whatsapp’tan mı, neredense işte bir yerden bulduğu bir adama kaçmıştı. Âşık olduğunu söylediği bu genç ve yakışıklı adama yeni telefon almış, borçları için bankadan kredi çekmişti. Anası bir değil, iki ayakkabısını birden de fırlatsa kız aklıselim bir tavır sergileyecek gibi durmuyordu.


“Ne biçim şeyler bunlar, neler izletiyorlar insanlara böyle,” filan gibi bir şey dedi adam. İki buçuk aydır evdeydi. O gün ilk kez öyle bir laf etti.


Kadın o kadar uzun zamandır bekliyordu ki bu ânı, hazırlıkları boşa gitmesin diye sanki, repertuarındaki bütün tepkileri art arda verdi. Alınganlık, kızgınlık, trip, rest çekme, duygu sömürüsü, göz yaşı, pasiflora. Adam üzerine yağan bombaları sadece birkaç dakika önce ettiği iki cümleye bağlama yanılgısına kapıldı. Hâlbuki kadın o sözlerin çok daha beterlerini aylardır zihninde döndürüyordu. Adamın emekli olup evde oturacağını duyduğundan beri. Ziv ziv ziv, yemişti beynini. Adam kadının sinirlerini çoktan bozmuştu, sadece bundan haberi yoktu.


Altta kalmadı adam. O da bir iki laf etti. Hazırlıksız olduğu için ölçüsüzdü de. Kırdı döktü. Kadın, kendisini kıracak golü atması için kocasına şahane bir orta çıkarmıştı. Adam da affetmedi, doksana taktı. Golü atan da yiyen de günlerce asık suratla ve keyifsiz bir sessizlik içinde dolandı evin içinde. Ta ki eski bir komşularının ölüm haberini alana kadar. Cenazeye giderken kol kola girdiler, birbirlerinden destek alarak merdivenleri çıktılar. Bir akranlarını daha ebediyete göndermenin yorgunluğuyla yine kol kola eve döndüler. Akşam adam arka odada Barbaros Hayrettin’li bir dizi seyretti. Kadın kahveyi onun yanında içti, sonra salona, kendi televizyonuna döndü.



Ebru Gazioğulları

Comments


Schoolgirl with Books
bottom of page