top of page
Schoolgirl with Books

Tinder Profilim II - Buluşma - Aysim Demiröz Göral




Turkuazlar çıktığından beri sarı taksilere binmiyorum. Taksiye binerken telefonumdan -beni bul- özelliğini açıyorum. Normal zamanda kapalı tutuyorum. Bataryasını yiyormuş. Bürodaki mesai arkadaşlarımın masa başı küflenmiş sohbetlerinde kulak misafiri oldum. Toz kokulu ceketleri alerjimi azdırdığından masamdan kalkmadan ağzımı burnumu mendile saklayarak dinliyorum. Dinlerken de kalemliğimi düzenliyorum. Düzen önemli. Düzen ve istikrar.


Aylardan sonra bir adet mesaj düştü profil sayfama. İtiraf ediyorum, umudu kesmiştim. Hem Tinder da neymiş demiştim. Hiç ağız burun devirmeyin. Tavsiyelerinizi de donunuza saklayın, almıyorum. Alanlara da mani olmuyorum. Ben asla Müge Anlı izlemem diyenlere kafa sallıyorum. Hasbelkader bir profil yazdım. Konuya komşuya malzeme oldu. Olaylara adım karışsın istemem. Dairelerin kapı deliklerinden gözleneni oldum. İlk zamanlar heyecanla kim baktı kim açtıyı takip ettim. Kimselerin peşine düşmedim. Düşmem. Düşenleri de sevmem. Bir zamandır yalnızdım. Yalnızlığıma ortak aradım. Bu lafları da geçen gün okuduğum Cemal Süreya’nın Mektuplar kitabından çaldım. Odamın tavanına yaptırdığım aynalara bakarak yapayalnız uyumaktan sıkıldım. Günün sonunda ben de insanım. Bunaldığım anlarda nefes almak için balkona çıkarım. Geçen yıl yağan yağmurlardan üst komşum emekli Albay Nevzat Bey’in balkonundan benimkine akma olunca çareyi derzleri söktürüp yaptırmakta buldum. Gelen usta eğildiği yerden “Bu balkonu kapatalım,” dedi. İçine atlet giyen usta da hiç görmemiştim. İkna oldum. Uğraşmadım. “Ne gerekiyorsa yapın,” dedim. İyi mi oldu? Çıkacak bir balkon kalmadı. İlk zamanlar daralsam da sonraları alıştım.


“Buluşalım,” demiş. Bütün bilgilerini vermiş. Zamanı ve mekânı ben veririm dedim. Üstelemedi. Üsteleyenleri, üstencilleri hiç sevmem. “Profil fotoğrafıma baktın mı?” yazmış. Olur olmadık soruları görmezden gelirim. Mavi tıklarım kapalıdır. Hesap da vermem. Verenleri de sevmem. Cevap vermedim. Şimdiden başlarsak konuşmaya masada ne konuşacağız? Böyle kör buluşmalara pek sık gitmem. Gittiğimde ise cebimde ayrı çantamda ayrı küçük silahlar taşırım. Silah kelimesinin sonundaki h sesine bayılırım. Dünyanın bin bir türlü haline aldırmam. Kadere de inanmam. Buluşma yerine vaktinde vardım. Dakikliği önemserim. Bir buluşmaya önce gidenlere acırım. Uzaktan camın kenarında oturmuş, kahve fincanın yanındaki peçeteyle oynayan adamın profilime mesaj atan olduğunu yüzündeki soğukluktan anladım. Kafasında kahverengi bir kasket vardı. Midem daraldı. Kasket takanları yaşlı bulurum. Ecevit dönemiyle işim olmaz. Kahverengiyi renk olarak görüp kendilerine yakıştıranları hiç anlamam. Derin bir nefes aldım. Karşısında dikildim. Elimi uzattım. İsmini söylemesini bekledim. Biriyle tanışırken karşı tarafın ismini söylemesini beklerim. Elimi sıktı. Elleri terliydi. Terli eller bana kusmuk kokusunu hatırlatır. Bu adamın eli böyle terliyse olmayacak yerlerin kokusu nasıldır diye düşündüm. Olur olmadık ürperdim. “Buyurun,” dedi. Buyurun diye buyuranların ağızlarına peçete tıkmak isterim. Oturdum. Masadaki peçeteyi katladım, avucumun içinde çevirmeye başladım. Garsona “Yavrum baksana,” diye seslendi. Dizlerimi tırnakladım. Garson tepemizdeyken siparişleri vermeye başladı. “Rakı içeriz değil mi?” sorusunu sordu, cevabıma bakmadı. Kafamı salladım. Anlamadı. “Evet,” dememi bekledi. Beklettim. Sinekkaydı traşlı yüzüne bakarak bekledim. Çatalı iki kez düzeltti. Tabağın kenarındaki peçeteye üç kere eli gitti geldi. Yeni manikürlü ellerimi dudaklarıma götürdüm, gözlerimi devirdim. Yüzüme bakmadı. Yüzümde dünyaları anlatan onca mimik varken zahmet edip bakmadı. Mimikleri okumayı bilmeyen adamların yatakta ne yapacaklarını hiç merak etmem. Telefonu elime aldım. Elime uzandı. Tırnakları uzundu. İçleri temizdi. Ellerinden okyanus kokusu gelir gibi oldu. Kasketini çıkardı. Kel, parlak kafası göründü. Yavrum garson mezeleri masaya dizdi. Rakımı servis etmeye niyetlendi. Kendi rakımı kendim servis ederim. Buz atmaya kalktı. “Yeter,” dedim. Gerildi. Gerilince şakaklarındaki damarlar belirginleşti. Bu onu olmadığı kadar çekici hale getirdi. İlk kadehi bize diye kaldırdı. Asabım bozuldu. Masadaki telefonu çantama attım. Rakımdan hızlı bir yudum aldım. Sandalyeyi ittirerek kalktım. Sol elimde buruşmuş parça pinçik olmuş peçeteyi çantama tıktım. Takside şoför koltuğunun tam arkasına saklandım. Biraz hızla içtiğim rakıdan biraz da az önceki kelin şakaklarında atan damardan, aylardır süren yalnız uykularımdan olsa gerek telefonumdaki en eski mesajlarıma daldım. Yıldızladıklarıma. İki yıl önce bir iki gece takıldığım kasabın oğluna mesaj attım. Sarı takside olduğumu fark ettim, sağa çek dedim. “Abla,” dedi. “E5’teyiz.”


Turkuaz taksiye bindiğimde ekrana cevap düştü. “Geliyorum.”



Aysim Demiröz Göral



Comentários


Schoolgirl with Books
bottom of page