Schoolgirl with Books

Yokuş - Handan Kılıç




Bu yol her gün daha da zor gelmeye başladı. İş güç peşinde koşmak geçmiş bizden. Durduk yere dikleşiyor sanki. Yaşlanıyorsun Kazım, kabul et. Baban hayatta diye hâlâ genç sanma kendini. Koca oğlun, gelinin var evde. Dur şurada iki dakika soluklanayım. Bu torbalar da ne ağırlaştı. Sanki içinde taş var. İki kilo balıkla helva. Evde ziyafet var akşama, oh be. Ne zamandır yemedik. Biraz fazla tuttu ama olsun, arada gençleri sevindirmek lazım. Çok sıkıldılar bu sene. Ahmet’i işten çıkarmasalar kendi evlerine geçerlerdi. Ev ev üstüne olmuyor da yemeğe, gezmeye para yok, evden geçtiler çoktan. Virüs desen her yerde. Zaten iki göz oda, bir de babam evde olunca istedikleri gibi girip çıkamıyorlar. Yaşlı adam tabii, bir şey olsa al başına dert! Virüsü ben getirdim diye vicdan azabı duyarız dediydi oğlan, iyice hassaslaştı son zamanlarda. Ama kavgaları da çok arttı. Bunaldı gelin kız. Fetiye de rahat durmuyor ki! Markete gitti mi sinirleri tepesine çıkar oldu, gelip Aylin’e çatıyor. Eski zaman değil ki kaynana her şeyi desin, gelin sussun. Yine iyi dayanıyor çocuk. Gerçi kızın da burasına kadar geldi. Yeter, gitme üstüne dedim ama yok anlamaz. Tutturmuş bizim zamanımızda diye bir türkü, çığırıp duruyor. Geçti o günler. Haklısın, gelinliğin de kaynanalığın da zoruna denk geldin. Ama sen eziyet gördün diye rahmetli anamdan, şimdi aynısını mı yapman lazım yahu? Hem anam da insaflıydı. Ona neler yapmış nenem.


Hadi Kazım kalk, yeter bu kadar eğlenme, akşam olacak sen bir yokuşu çıkana kadar. Çamurlu yere oturmuşun, ne bu pantolonun hali diye de kızacak Fetiye. Ama nasıl ağrı girdi dizime. Nefes nefese de kalıyorum. Otuz sene içtin zehri diye söyleniyor bir şey desem. Haklı kadın. Herkes haklı be.


Yağmur ne güzel yıkamış ağaçları. Susuz kalmak ne kötü. Doymuşlardır artık, kaç gündür yağdı, bugünkü atıştırma sayılır. Hâlâ mis gibi kokuyor toprak. İçime çekeyim derken tutuyor öksürük. Ciğerlerim, ah ciğerlerim. Ama sigaranın bir faydasını gördüm; bu yaşımda virüs giremedi ciğerime. Zırh gibi olmuş. Bu kadar zarara bir fayda. Sevdim ama ben, her nefesi içime çekmeyi sevdim. Bu göbek hep bırakınca oldu. Filinta gibi gezdim elimde cigara. Gençtim be. Ahmet gibiydim ben, ne zaman kayınbaba oldum?


Yokuş iyice dikleşti bugün gözümde, bitmedi gitti yol. Biraz daha soluklanayım, nasılsa gitti pantolon. Fetiye’yi arayım, şurada oturayım biraz. Bu parkı da iyi yaptılar buraya. Ama kıymet bilmez ki bizim halkımız. Demirden aletleri kırmışlar yahu. Spor yapın düzgünce. Çalıp hurdaya satmışlardır bunların parçalarını. Her şeye müstahak bunlar.


“Sultanım, balık aldım, tazecik helva da var hani fırında sütle yapıyordun. Var mı evde? Yoksa köşedeki bakkaldan alırım süt. Salataya girişin Aylin’le.”


“Ne fırını ne helvası Kazım, Aylin falan da yok.”


“Nasıl yok, dışarı mı gittiler yemeğe?”


“Ha evet boğazda yer ayırtmışlar bu gece. Bize de gelin dedi de yok başka yere davetliyiz dedim. Tövbe ya Rabbim ya. Aldı bavulunu gitti, ondan bize gelin olmaz demiştim size ama anlamadınız.”


“Gencecik çocukları idare edemedin, senin kızın yerine o yavru ya. Oğlun sevmiş getirmiş, az tutuver çeneni diye kaç kere söyledim. Neredeyse bul getir bak, Ahmet akşam evi başımıza yıkar.”


“Neyi yıkacakmış, huzur mu bıraktılar evde, kendileri kavga etti, ikisi de vurdu kapıya çıktı.”


“Koşsaydın peşlerinden, nereye gidiyorsun evladım diye tutup getirseydin Aylin’i.”


“Gitmedim mi sanıyorsun, yağmurda sokaklarda aradım ama yok. Herhalde alt geçit tarafından gitmiş, ben yokuşun oradan baktıydım göremedim, döndüm eve. Bir geldim ne göreyim, evin kapısı açık, koştum babanın yatağına, yok, hayda al başına iş.”


“Çok ses yaptılarsa babam da rahatsız olmuştur.”


“Ya ben zaten babanın peşine bir daha çıktım sokağa. Köşedeki dükkândan ekmek almış, öyle dediler görenler. Döndüm durdum yok. Geldim eve girişteki ıslak basamaklara oturmuş, Fetiye’nin işi yok, çamaşır çıkarsın, gece ayrı gündüz ayrı. Koca ekmeği ısıra ısıra yiyor, sanki beş yaşında çocuk.”


“Aç bıraktıysan. Şükür, elindekilerden birini bulmuşsun. Diğerleri nerede şimdi?”


“Gelin mor bavulunu doldurdu, ‘Ya ayrı eve çıkarız ya da giderim.’ dediğini duydum bir ara odada tartışılarken. Sonra da vurdu kapıyı, çıktı.”


“Ahmet peki, gitmemiş mi peşinden?”


“Telefonla aradım açmadı. Bir saat oldu şimdi arıyor. Galata’daymış, rahat bırakın beni, Aylin’in de cehenneme kadar yolu var. Bıktım be hepinizden; gece gündüz geğirip her şeye laf eden dedemden, çalışıyorum, yoruluyorum, ah dizlerim diye diye bana laf sokan babamdan, nenem etti diye sen de alttan alta huzurunu kaçırıp rahat vermediğin için Aylin’in bana sarmasından, diye bağırdı terbiyesiz oğlun.”


“Ah Fetiye ah, herkes ben değil gördün mü, kimse çekmiyor senin çeneni!”


“Anlaman kıttı, şimdi kulağın da duymuyor herhalde Kazım. Çok konuşma bir de sen sıkma canımı. Hiçbir kadın da senin yoksulluğunu çekmezdi, al işte gelininiz, vurdu kapıyı gitti. Aferin kıza. Ben kaç senedir ananla, babanla, kardeşlerinle yetmedi gelininle uğraşıyorum. Kimse çekmezmişmiş, ufak at civcivler yesin Kazım Efendi, asıl ben çekiyorum hepinizi ben, bütün yük bende, çileden çıkartma beni akşam akşam.”


“Neyse, aşağıdaki parktayım, biraz soluklanayım, sen salatayı yap yemeğimizi yiyelim, onlar da koca insan ne yaparsa yapsınlar karışmayalım biz.”


“Parkta mısın, ıslak yerlerde mi oturuyorsun Kazım, deli ettiniz bugün beni, baba, oğul, torun, gelin, deli ettiniz Kazım.”


Telefon kapandı. Kazım burun kıvırdı. “Neyse ne, balık var bu akşam, hem de helva. Sütlü, fırında. Tarifine bakar, kendim yaparım Fetiye daha da tatava yaparsa.”



Handan Kılıç

296 görüntüleme
Schoolgirl with Books