Schoolgirl with Books

Ahmet Tahsin - Yastığımda Çakır Dikenleri

Dört şiir, iki roman ve bir masal kitabından sonra, on sekiz öyküden oluşan “Yastığımda Çakır Dikenleri” Ahmet Tahsin'in sekizinci kitabı.




Ahmet Tahsin, şair ve yazar kimliğine dört şiir, iki roman ve bir masal kitabından sonra sekizinci kitabı olan “Yastığımda Çakır Dikenleri” adlı öykü kitabını da eklemeyi ihmal etmemiş. Üstelik bu eserler, “Ben yoruldum hayat” dedikten sonraki dönemin üretkenliğiydi. Yıllardır iş güç, hesap kitap, çoluk çocuk derken tükenen kalemini usulca kadife kutusuna koyup kaldırmıştı bir dönem. Kapağını açarken eski kutunun, eski kaleminin ucunu da açtı yeniden. Kalemi yeniden eline almak, farklı bir dünyanın kapısını aralamaktı onun için. Bu defa suskun yüreğini konuşturmaya karar vermiş anlaşılan. 2004 yılında ilk şiir kitabı “Sevda Bozlakları” ilk kitap, ilk sevdalı seslenişti hayata. Ardından 2008’de iki şiir kitabı daha yayımlandı. Durmadı kalem, 2017’de “Dönemeç ve Dönemeç II” adlı romanları yayımlandı, La Kitap Yayınları’nca. Aynı yıl bir masal kitabı, daha sonra 2019’da yine şiir ve ardından bir öykü kitabı; Yastığımda Çakır Dikenleri. Bu bir gülün dikenleri değil, bellekte derin izler bırakan çakır dikeni öykülerdi.


Bu öykü kitabını büyük bir merakla okudum diyebilirim. Dili yalın, anlatımı akıcı, kurguları sağlam temeller üzerinde boy vermişti. Nahif bir anlatımla hayata dair ne varsa tecrübelerde, gözlemlerde, incinen, hüzünlenen, ironileşen duygu selinde akıp gitmişti öyküler. Görüp de görmezden geldiklerimiz, bilip de bilmezden geldiklerimiz, başımızı koyduğumuz kuş tüyü yastıkların uykularında çakır dikenli düşlerimiz… Ben, sen, o, biz değil belki, öteki beriki… Her oyuncu sahneye, rolüne uygun giydirilen kostümüyle çıkıyor, söylenmesi gereken replikleri bitince de kapanan perdeye dalıp kalıyorsunuz. Ardından başka bir perde başka bir oyuncu … Tam on sekiz öykü sıralı bu yaşam dediğimiz sahnede.


“Beyaz Baston” öyküsünde, âmâ bir karakter, sorgucuların sırat köprüsündedir. Şiddetin trajikomik hâllerini okurken gülsem mi ağlasam mı (?) diye düşünüyorsunuz, hemen her satırda.


“‘Ne bakıyorsun lan, niye açtın gözünü?’ diyerek sille tokat giriştiğini ancak yumrukları yedikten sonra anlayabildi.”


“Ben körüm abi ya.”


“Küllük” adlı öyküyü okurken ben kendimce manidar bir imgeye takıldım. “Küllük” bir otel adıyken aynı zamanda öykünün de adı. Sigara külünün silkelendiği, izmaritin söndürülüp atıldığı kül tablası, küllük… Geçmiş zamanda, soba küllerinin, çer çöpün atıldığı mahalle çöplüğünün diğer adı aynı zamanda küllük… Ve ’Döndü’ adlı genç kadın üzerinden sorgulanan küllükler… Köz, duman, kül arasında bir teşekkür dansı küllük… “Erkeklere kapılmayacaksın, züğürde itibar etmeyeceksin, aza burun kıvıracaksın, çoğu kaçırmayacaksın, ne düşündüğünü, ne hissettiğini kimse anlamayacak, doğru söz konuşmayacaksın…” diye daha da devam eder bu nasihat… Döndü, kostümünü giyip dansa başladığında Döndü Hanım’dır artık… Döndü değildi.


“Kapaklı” adlı öykü de yine bir kadının parmaklarına taktığı zil sesleri arasında yitip giden erkek karakterlerin zavallı hâlleri… 12 Eylül döneminin karanlığındaki sözde gizli saklı yapılan âlemin, ironik çalgı çengisi… Para ve güce biat etmenin değişmez hiçlikleri… Ekmek kavgasının ucuna tutunan aslında tutunamayan bir kısım insanın ayrı gibi görünse de ortak kaderleri. Taksi şoförü, durak sahibi, Kapaklı lakaplı rakkase ve çalgıcılar… Sarhoş bir gecenin kusmukları gibi…


“Malkas,” Ahmet karakterinin, mahalle zorbası bir çocukla mahalle hocaları arasındaki büyüme, daha doğrusu kişilik bulma savaşı. Bir sabah ilk defa ezan okumak için evden çıkan Ahmet, Malkas’a rastlar yol üstü. Bu defa kararlıdır, Malkas’ı o dövecek. Laf atar, tahrik eder. Malkas kamçıyı alır, o boynuna astığı Kur’an-ı boynundan çıkararak kafasına kafasına vursa da Malkas’ın, kâr etmez. Ani bir hamleyle dengesini bozup, Malkas’tan bütün öfkesini çıkarır. Bu sabah, camiyi de ezanı da unutmuştur ebediyete kadar. Yıllar sonra çatıştığı Malkas’ın kendisinin de karşı olduğu düşüncedeki kişilerce öldürüldüğünü duyduğunda çok üzülmüştür Ahmet. O sırada siyasi tutukludur. Bir eli yasta, diğeri duada Malkas’ı yüreğinde sessizce anar, bir başına.


“Takunya.” Gidilir mi okula takunyayla şehir yerinde? Gidilmez. Bir fırsatı bulunur uyanmadan arkadaşı, giyilir ayakkabısı, okula görünüp gelinir işte. Nasıl olsa devam mecburiyeti yok fakültenin. Köyden gelirken kardeşe bırakılmış giysiler, bir tek çift ayakkabı. Bulunur elbet çaresi öyle değil mi Müstakim! Şimdilik yanlarında barındığın arkadaşlarının yemeğini yap, evi temizle. Bulunur değil mi Mustakim çaresi?


Ve…


“Yastığımda Çakır Dikenleri.”


Uykusuz, umutsuz gecelerin hüzünlü öyküsü. Yoksul çocuk bakıcısı bir genç kız. En büyük yoksulluğu olan sevgi açlığı… Bir kerecik başı okşanmamış, güzel bir söz söylenmemiş, sarılıp sarmalanmamış şefkatli kollarda… Yaşlı adamla birlikte onun torununa bakarken hissettikleri:


“Ben daha on altı yaşımı bitirmemiştim, buna rağmen yaşlı adama hissettiklerimin beni mutlu etmeyeceğini biliyordum. Biliyordum da bir türlü kendime engel olamıyordum. Çocuk ona ‘Büyükbaba’ diyordu ve bu yüzden ben de ona ‘Büyükbaba’ diye hitap ediyordum ilk zamanlar. Önce bunu bıraktım. Ona hitap ederken her cümle ‘Şey…’ diye garip bir şekilde başlıyordu.”


Yaşayamadığı çocukluğunun ebeveyn açlığıyla karışık, büyüme sancıları; yastığında çakır dikeni umutlar, sessiz bir çığlık varla yok arası…



Handan Altın


 

Yayınevi: La Kitap Yayınları


Sayfa Sayısı: 144


Ebat: 13x21 cm


Baskı Yılı: 2020


Kategori: Öykü




417 görüntüleme
Schoolgirl with Books