Schoolgirl with Books

Doktor İyi Hisset - Banu Kalkandelen




Evde yalnızım. Işıkları azalttım, loşlukta oturuyorum. Uzun zamandır kendi kendime konuşuyorum. İlkbaharın içime doldurduğu sıkıntıyla zaman yaza doğru sürüklenirken mutsuzluğum büyüyor. Lanet olası yaz mevsiminin kendinden de lanet olası sıcak ve nemli atmosferi içinde nefes almaya çalışarak geçecek kapkara aylar var önümde. Kimse ne ağlak annem ne de çok bilmiş ablam, hiç kimse benim içimdeki sıkıntıyı anlamıyor.


Onun dışında. Arada sırada bazı geceler uğruyor. Sohbet ediyoruz bir süre. Bana doktor olduğunu söyledi. Fark etmez dedim. Neysen nesin. Geldiğinde kapıyı çalmıyor, sanırım altından sızıyor içeriye. Her gece yarı uyanık bir hâlde geceliğim ve düğüm olmuş saçlarımla televizyon koltuğunda uzanırken yanımda beliriyor. Geniş kanepeye kuruluyor. Henüz gelmedi. Bekliyorum. Ayaklarımı uzattım. Ojelerime bakıyorum. Bak onlardan asla vazgeçmem. Bugüne kadar hiç kimse ayaklarımı ojesiz görmedi.


-Çok sıkıldım, diye söyleniyorum.


Karşımdaki tabloda yelkenlinin direğine tünemiş yalıçapkını yanıt veriyor.


-Ya ben ne yapayım, bak tıkıldım bu eve.


-Haklısın senin de işin zor.


Aniden çıkan esintiyle birlikte banyonun aralık kapısı çarparak kapanıyor.


-Kiminle konuşuyorsun?


A! Doktor İyi Hisset kanepede.


-Yalıçapkınıyla konuşuyorum.


-Gene çok mu sıkıldın?


-Evet. Zaten sen de o zaman gelmiyor musun?


-Fazla kalamayacağım. Uğramam gereken başka yerler var.


İçim geçmiş. Kaç saattir uyuyorum ben? Of bu ilaçlar. Beynim süngere döndü. Kalkıyorum yerimden usulca. İnce askılı diz boyu geceliğimle dolaşıyorum evin içinde. Boy aynasında kendime bakıyorum. Beyaz tenim, ince bedenim, bordo ojelerim ve siyah saten geceliğimle hiç de fena değilim aslında. Ama gözlerim işte, onlar deli deli bakıyor. Şarap almaya mutfağa gidiyorum. Davlumbazın ışığı yanıyor. Ocağın üstünde tencereler duruyor. Garip, ben yemek yapmadım ki. Birinde pilav, birinde kadınbudu köfte var. Masada da çoban salata. Doktorcuğum getirdi herhalde. Sanki burada pişirilmiş gibi. Kafam karışıyor. O ne zaman gitti?


Şarapla geri dönüyorum. Küçük bir tabağa da peynir aldım. Koltuğuma yerleştim. Yanımdaki sehpada her zaman yatağımın başucunda tuttuğum yeşim taşından yapılma ve imamesi yeşil püsküllü tespihim duruyor. Meditasyonlarımda ve çok sıkıntılı zamanlarımda kullanıyorum. Bazen de boynuma takıyorum.


Yalıçapkınına bakıyorum. Uyumuş. “Doktor ne zaman gitti bilen varsa söylesin” diyerek bardağımı ağzına kadar dolduruyorum. İçine led mum koyduğum ahşap oyma büyük fil mumluk karşımda. Yumuşak bir sesle konuşuyor.


-O bugün hiç gelmedi şekerim.


-Olur mu ben konuştum ya onunla.


-Rüyadır belki.


Bardağı kafama dikiyorum. İşe bak! Bugün benimle sohbet etmeye gönüllü değil kimse. Günlerim birbirine girdi, bugün ayın kaçı? Bir filmden bir sahne geliyor aklıma. Kadın adama diyor, “Tek başıma değilim, yalnızım.”


Tülü araladım. Arada sırada sokağı ve karşı apartmandakileri gözlüyorum. Alt kattakiler daha rahat görünüyor. Kıpkırmızı bir koltuk takımları var. Yangın çıkmış gibi evde. Biri bana bedava verse almam. Ne zevksizlik. Paçoz iki kadın oturuyor zaten. Evin perdeleri hep açık. Biri orta yaşlı, diğeri daha genç. Hep şort giyiyorlar. Durmadan çekirdek çitliyorlar. Bazen iki de adam oluyor. Onlar da çekirdek çitliyor. O kıpkırmızı koltuklarda oturup çekirdek yemekten başka bir şey yapmıyorlar. Birden kadınlardan biri benden yana bakıyor. Geri çekiliyorum.


Çalışma masamın üstü darmadağın. Kağıtlar yığılmış, kalemler, dergiler, kitaplar saçılmış tüm masaya. Her neyse, sanırım şu ara pek bir şey yapmıyorum. Doktor İyi Hisset ne zaman gitti? Gelmemesi mümkün değil. Çok acayip.


Boşalan bardağımı doldurdum. Yalın ayaklarım üşüdü. Yerde bulduğum çorapları giydim. Beyaz ve üzerinde şarap lekeleri var. Yıkanmışım şarapla da doymamışım adeta. Gene gözlerim kapanıyor. Koltuğa atıyorum kendimi.


Gün ışığı. Gözlerimin üzerinde salınan ılıklık. Bir esinti. Gözlerimi açmak istemiyorum. Uyku ile uyanıklık arasındayım. Öyle kaç zaman geçti bilemedim. Deniz tarafından martı sesleri geliyor. Birileri konuşuyor tepemde. Gözlerimi aralıyorum hafiften. Yataktayım. Pencereler açılmış. Kim bunlar? Hayır ya! Gene mi siz?


-Ah, ah ne yapacağız bu kızı, nasıl iyi edeceğiz?


-Merak etme düzelecek, doktor ne diyor böyle hastalıklarda ilaçları düzgün içmesi çok önemli.


-Ne ilacı kızım. Her yer içki şişesi gene şu hâle bak. Her gün geliyorum, en sevdiği yemekleri yapıp bırakıyorum. Doğru dürüst yemiyor bile.


-Ben yakında buraya taşınıyorum anne, içki de içmeyecek. Düzelecek.


Yarı uykulu gözlerimle bakıyorum tekrar. Ablam mı o, öbürü de annemse demek. Çok uykum var. Bırakın da uyuyayım. Niye yanıma taşınıyorsun ayrıca. İstiyor muyum bakalım. Ayaklarımla tekmeliyorum, kalksınlar yatağın kenarından. Arkamı dönüp üzerimi örtüyorum. Mırıldanıyorum,


-Defolun gidin.


Tablodaki yalıçapkını geliyor odama, bir tur atıp üzerimdeki ince örtüye konuyor. “Hadi uyu sen, ben onları gönderirim.”



Banu Kalkandelen

345 görüntüleme
Schoolgirl with Books