top of page
Schoolgirl with Books

Gece Yolcusu - Uğur Ünen




Karanlığı giyinmeyi seviyordu. Siyahlar içerisinde kendini güvende hissediyordu. Doğrusu çocukluğundan beri hislerini sakladığından gölgede kalmak ona huzur veriyordu. Bundan ötürü gerçek onu kimse tanımıyordu. Hatta kendi bile.


Geceleri boş sokaklarda yürüme arzusu uyumasına mâni oluyordu. Nihayetinde dayanamayarak kendini sokağa attı. Kimsecikler yokken yürümek ruhunda ne güzel bir esintiydi! Caddenin tam ortasında korkmadan adımlıyordu. Ay ona yol gösteriyordu. Tam Ay’a baktığı sırada yaşlı bir kadın yolda belirdi. Kadının kamburu sırtından açıkça belli oluyordu. Elinde yıldız işlemeli ahşap bir değnek vardı. Ona yürümesinde ne kadar yardımcı olduğu meçhuldü. "Bu saatte yollarda işin ne yavrucuğum?" diye soran yaşlı teyzeye cevabı "Böyle daha güzel," oldu. Ardından ekledi: "Peki ya siz teyzeciğim, bu saatte dışarıda ne yapıyorsunuz?" Kadın hafiften gülümseyerek "Gece yolcularını arıyorum," dedi.


"Anlayamadım,"


"Gece yolcusu,"


"Kim, ben mi?"


Yaşlı kadın Ay’a doğru başını kaldırdı. Gece yolcusu da öyle. Tekrar baktığında kadın uzaklaşmıştı. Etrafında uçuşan toz ve yapraklar arasında değneğiyle ağır ağır yürüyordu. Tuhaf bir durum yaşadığının farkında olarak ilerlemeye devam etti gece yolcusu.


Kapanmamış bir kapının çığlığının yükseldiği yere doğru ayaklarını sürüdü. Kapıdan içeriye adım attı. Oda boştu. Daha doğrusu boşluktu. Tam ortasında bir çocuk belirdi. "Sen de kimsin?" demek için dalgalandı dudaklar. "Yitiğim," dedi çocuk. Yitmiş olan her şeydi o. Değerler, sevgiler, umutlar, saygılar...


"Neden hiç büyümedin?"


"Kimse izin vermedi ki!"


"Hâlâ nasıl yaşıyorsun?"


"Yaşadığımı mı sanıyorsun? Ben büyüyemeden öldüm, öldürdüler!"


"Kimler?"


"İnsanlık!"


"İnsanlık mı? O da ne!"


"Sormakta haklısın tabii. Gerçek insanlığı hiç görmedin ki! Daha doğrusu kimse görmedi. Sadece kötü bir taklidi vardı. Ondan bile vazgeçildi."


Teyzenin asası üç kez yere vuruldu. Çocuk hiç duyulmasa da haykırarak karanlığa gömüldü.


Yürümeye devam etti gece ve yolcu.


Bir evin içinden "Yardım edin," çığlığı yükseliyordu. Fakat kimse oralı değildi. Mühim işleri olsa gerekti. Hiç ışık da yanmıyordu böylesi acı çığlığa. Yoksa elektrikler mi kesikti? Yardım etmek istedi. Aciz yolcu ne yapabilirdi ki? Herhâlde biri yardım ederdi. Herkes kendi konforuna sinmiş bihaber varlıklardan olacak değil ya, diye düşündü. Sonra kendi kendine "Nasıl olabilir?" dedi. Sokakta yere uzanmış bir çocuk vardı. "Küçük çocuk!" Sesini duymadı. Tekrar çağırdı, tepki vermedi. Çöp tenekesinin yanında uyuyor gibiydi. Evsiz miydi? Ailesi neredeydi? Yaklaştı. Hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Yaşam ondan ayrılmıştı. Hangi kötülük bu kadar ileri gitmiş olabilirdi? Korktu. Birini arasa, ondan bilirler diye çekindi. Nasıl olsa biri mutlaka görüp yardım ederdi. Yok, bunu yapamazdı. Yardım çağıracaktı. Suçlu hissetmek istemiyordu. Tam yardım çağıracakken şaşkınlık içerisinde kalakaldı. Çocuk gözlerinin önünde silinerek kayboldu. O esnada yol ortasında "Tak, tak..." sesleriyle yaklaşan biri olduğunu gördü. Bir gölge gibiydi. Gölge değil, olamaz, o kendisiydi. Nasıl olabilirdi? İşte tam o anda durmuş kendine bakıyordu. Diğer kendisi gözlerini doğrultup fısıldarcasına dedi ki: "Araftasın, uyan!" Yolun diğer tarafına, karanlığa doğru havada birdenbire oluşan bir burgaç vasıtasıyla çekiliverdi. Betonun içinden geçip süzülen bir balon gibi uyur hâldeki bedenine geri yerleşti. Uyandığında nabız ölçer sesi onu karşıladı. Hastanedeydi. "Uyandı!" diye bağıran biri koşarak odadan dışarı çıktı. Belli ki doktoru çağırmaya gitmişti. Başında bir ağırlık vardı. Eliyle yokladı, sargı beziyle sarılıydı. Başına darbe almış olmalıydı. Odaya doğru yaklaşan seslerden duyabildiği şuydu: "Kaza nedeniyle beyin travması geçiren hasta uyandı."



Uğur Ünen

コメント


Schoolgirl with Books
bottom of page