Schoolgirl with Books

Mario Vargas Llosa - Teke Şenliği

“Gelecek bize hangi sürprizleri hazırlarsa hazırlasın, hepimiz şundan emin olabiliriz: Dünya, Trujillo’nun öldürüldüğünü görebilir ama asla Batista, Perez Jimenez gibi kaçtığını ya da Rojas Pinilla gibi mahkemeye çıkarıldığını göremez. Bu Dominikli devlet adamının ahlâk anlayışı ve yapısı bambaşkadır.” Nobel Ödüllü Perulu yazar Mario Vargas Llosa ve onun en iyi romanlarından biri: "Teke Şenliği."




Mario Vargas Llosa (28 Mart 1936)


Mario Vargas Llosa, 28 Mart 1936 Peru doğumlu roman, öykü ve oyun yazarı, aynı azmanda eleştirmendir. Çocukluğu ebeveynlerinin boşanması ve barışmasından dolayı Bolivya ile Peru arasında geçmiştir. On altı yaşında, edebiyat ve gazetecilik kariyerine başlamıştır ama çok başarılı olmamıştır. Edebiyat eğitimi aldığı Lima'daki San Marcos Üniversitesi'ne giren Llosa, hem yaşamak hem de yazmak için birçok işte çalışmıştır.


Yayımlanan ilk eseri 1952'de basılan “İnkanın Kaçışı” adlı oyundur. Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlanmış, gazetecilik ve televizyonculuk yapmıştır. 1959-1966 yılları arasında Paris'te yaşamış, ilk romanı “Kent ve Köpekler” 1963'te yayımlanarak büyük ilgi görmüştür ve birçok dile çevrilmiştir.


1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamamıştır. Peru siyaseti için kayıp gibi görülse de çağdaş dünya edebiyatı için kazanç olmuştur.


1993 yılında İspanya vatandaşı olan Llosa ertesi yıl Cervantes Ödülü'ne layık görülmüştür.


Öyküleriyle ve romanlarıyla sömürülen halkın yüreğine dokunan yazar, 2010 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olmuştur. Ödülün gerekçesi kısaca şöyle açıklanmıştır: “Yazarın iktidar yapılarının haritasını çizmekteki yetkinliği ve kişinin bu güçler karşısındaki duruşunu, başkaldırısını ve yenilgisini çarpıcı biçimde betimlemesi.”


Buna karşılık Vargas Llosa ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında “Bağnazların cahilliğine karşı çıkarak hayal etmek ve hayallerimizi gerçek kılma hakkımızı savunmamız gerekir. Hayal etmeye, okumaya ve yazmaya devam etmeliyiz.” der.


Yazar, eşi ve üç çocuğuyla birlikte Avrupa’da yaşamaktadır.


Teke Şenliği
Mario Vargas Llosa - Teke Şenliği (2003) / Fotoğraf: Sema Öklü

Teke Şenliği (2003)


2003 yılında basılan “Teke Şenliği” en iyi romanlarından biridir.


Mario Vargas Llosa 1974 yılında çalıştığı haber kanalı için belgesel çekmek üzere Santa Domingo’ya gider. Diktatör Rafael Trujillo otuz bir yıl Dominik Cumhuriyeti’nde hüküm sürmüş, ülkeye daha önce sahip olmadığı refahı getirmiş ama kendi adaletini kurmuş, elli bin insanın ölümüne sebep olmuş, halkın beynine hâkim olmayı başarmış, cinsel sapkınlıkları olan ve yaptığı her şeyi halka normalmiş gibi sunan bir yöneticidir. Mario Vargas Llosa halktan bunları ve daha fazlasını duyunca inanmaz, insanların olayları fantastik masala dönüştürdüğünü düşünür. Daha fazla köy gezip, yaşananları öğrenmeye devam eder. Namıdiğer Teke’den nefret eden olduğu kadar yıllar geçse de ona hayranlık duyanları, zamanında karısını, kızını gözü kapalı sunanları öğrenmek şok etkisi yaratır. Öğrendiklerini belgeselde yayımlamasına izin verilmez. İçinde tutmak istemediği bu vahşilikleri kitap haline getirir.


Kitapta olayları üç kişiden dinliyoruz. Urania, Teke ve Teke’ye suikast planlayanlar. Urania, Teke’nin sağ kolu Agustin’in kızı, küçük yaşta Teke tarafından cinsel saldırıya uğruyor ve Dominik’i terk edip Amerika’ya kaçıyor. İlk bölüm Urania’nın yıllar sonra Amerika’dan gelip babasıyla hesaplaşmasıyla başlıyor. Urania’lı bölümlerde geçmişte yaşanan acı dolu günleri okuyoruz. Babasına karşı büyük bir kin besleyen, hasta yatağının başında içini kusarcasına döken Urania son bölümde tüm hayatına etki eden yaşadığı ağır travmayı anlatarak okuru gözyaşları içinde bırakıyor. Nasıl bir baba kızını öyle vahşi bir adama hediye gibi sunar? Bunu ona yaptıran iktidar hırsı mı, korku mu, bağlılık mı? Agustin, Teke’nin en büyük yardımcısıyken gözden düşünce girdiği korku ve bunalımla ne yapacağını bilemez. Günlerce öldürüleceğini, nerede hata yaptığını düşünürken, Teke’nin adamı onu ikna eder ve kızını dönüşü olmayan bir çirkinliğe kurban eder. Yaşananları yazmaya elim varmıyor, böyle vahşice bir saldırı okurken bile yeterince içimi boğdu.


Teke’li bölümlerde devlet adamlığını, akıllı ve zeki oluşunu, iç dünyasındaki hezeyanları, kadınlar etrafından ülkeyi nasıl yönettiğini, acımasızlığını öğreniyoruz. Her şeyiyle korku salan bu adam, akıllı ve yetenekli Dominikli herkesi hayır demesine izin vermeden rejime ve kendisine hizmete zorlamış. Bakışlarında insanı soyan, düşünceleri, arzuları ve istekleri okuyan bir ışık olduğunu söyleyen çok olduğu kadar bunun saçmalık olduğunu düşünenler de olmuş.


“Şef büyük bir devlet adamı olabilirdi, ileriyi görüşü, iradesi, çalışma gücü sayesinde Dominik Cumhuriyeti’ni yüceltmiş olabilirdi. Ama Tanrı değildi. Bakışları ancak bir faninin bakışları olabilirdi.” En yakınlarının söylediği bu söz de kanıtı.


Teke de faniydi, yüzyıllar boyu işgaller, savaşlar, felaketler, depremler yaşayan bir ülkeyi yönetirken rezil etmiş, despotça, zalimce davranmıştır. Dünyadaki diktatörlerden onu ayıran en büyük fark gücünü ve imkânlarını kadınlar üzerinde en çirkin şekilde kullanması. Ülkedeki tüm kadınlar evli ya da bekar fark etmeden onun emrindeymiş. İçindeki tüm hırsı, vahşeti, kimseye söyleyemediği hastalığın sinirini kadınlardan çıkartmış.

Teke’ye suikast düzenleyen muhaliflerin olduğu bölümlerde ülke yönetimine ve sisteme dair çok şey vardı. Nasıl plan yaptıkları, yönetimdeki kişilerin başlarına gelenler, Amerika’nın etkileri, korkuya karşı verdikleri mücadele ve ülkede ayaklanmanın adım sesleri kaçınılmaz sona yaklaştırdı. Teke’nin sonu da oldukça ilginçti. Yıllarca yanında görev alan, yakınında olan, güvendiği adamları tarafından suikasta uğradı. Teke kendini öyle bir tanıtmıştı ki; kimse yanına yaklaşamaz, canlı yakalayamaz, öldüremez sanılıyordu.


“Gelecek bize hangi sürprizleri hazırlarsa hazırlasın, hepimiz şundan emin olabiliriz: Dünya, Trujillo’nun öldürüldüğünü görebilir ama asla Batista, Perez Jimenez gibi kaçtığını ya da Rojas Pinilla gibi mahkemeye çıkarıldığını göremez. Bu Dominikli devlet adamının ahlâk anlayışı ve yapısı bambaşkadır.”


Sert önlemlerine rağmen 30 Mayıs 1961 gecesi arabasıyla gittiği çiftlik yolunda suikast sonucu öldürüldü. Geçen otuz bir yıl Latin Amerika'nın tarihteki en korkunç sayfalarındandır.


Teke Şenliği; diktatörlüğü ve diktatörü değil, insanların diktatörlük ve diktatör karşısındaki tutumlarını, direnme güçlerini, teslimiyet duygularını sorgulayan bir eser. Bu dünya kimseye kalmamış, özelliklere zalimlere, katillere hiç kalmaz.



Yazar: Sema Öklü


İnstagram: @kitapsemasi


 

Alıntılar


“Bir kitap açık olduğunda konuşan bir beyin, kapalı olduğunda beklemede olan bir arkadaş, unutulduğunda bağışlayan bir ruh, yok edildiğinde ağlayan bir yürektir.”

“Propaganda dişlileri arasında ezilerek, bilgi yokluğunda zorla kafalarına sokulan öğretilerle aptallaştırılmış, korku ve kölelikle özgür iradesi yok edilmiş milyonlarca insan, Trujillo'yu tanrılaştırmıştı. Ondan korkmakla kalmıyorlardı, seviyorlardı onu; tıpkı dayak ve cezaların onların iyiliği için olduğuna inandırılan çocukların otoriter ebeveynlerini sevdikleri gibi.”

 

Yayınevi: Can Yayınları


Çevirmen: Peral Bayaz


Sayfa Sayısı: 552


Ebat: 13,5x19,5 cm


Baskı Yılı: 2003 / 2022


Kategori: Roman

371 görüntüleme
Schoolgirl with Books