Schoolgirl with Books

Düş Kapanı - Seçil Erginler




Annemden kalan en sevdiğim şeydi ucunda tüyler uçuşan, yatağımın yanına astığımızda beni kötü rüyalardan koruyan düş kapanım. “Sen hiç merak etme, ben de o kapanın içinde olacağım. Seni koruyacağız kâbuslardan. Kapa gözlerini, kendini düşler âlemine bırak. Hep güzel şeyler göreceksin,” demişti doğum günü hediyemi açtığımda. Bana verdiği son hediye olduğundan mı, geceleri kötülüklerden koruduğundan mı bilmem hiç ayrılmadım ondan. Seneler sonra ilk kez yurtta tek başıma kaldığımda camın önüne asmıştım, yatağımı bile yapmadan.


Babamla birlikte, İstanbul’a taşınmadan önce anneme veda etmek için mezarlığa gitmiştik. Aslında biliyordum tabii, annem her yerdeydi, bu bir veda da değildi.


Buraya kadar gelmene gerek yoktu canım, ama çiçeklere bayıldım. Yurttaki odanı görmek için sabırsızlanıyorum. Ayrılırken babana, onu da özleyeceğini söylemeyi unutma olur mu?


Anne ya, biliyorsun vedalaşacağımı onunla, hatta Sevda’yla da.


Çok ayıp, Sevda abla de bari, öyle ismiyle hitap edilir mi?


Benden sadece on yaş büyük anne, niye abla diyeyim ki?


Bu arada babam sakince mezarın üzerindeki otları yoluyor, çeşmenin yanından aldığı bülbülle mezarı suluyordu. “Kuşlar için köşedeki mermer sulukları doldurmayı unutma baba.”


“Hadi kızım yemeğini ye de sofrayı toplayayım, bütün gün seni bekleyemem ki,” demişti babaannem. Oysa annemi bekliyordum, yavaş yerdi yemeğini, en son o kalkardı sofradan ve ben de ona eşlik ediyordum. Sohbet ederek keyifle bir yemek yedirtmiyordu babaannem. Annemi o mezarlık dedikleri yeni evine uğurlayalı daha bir ay olmuştu. O hep yanımda olsa da diğerleri bir türlü varlığını kabul etmediği için eskisi gibi olmuyordu. Babaannemle hep acelemiz vardı, hiçbir şeyin keyfine varmak mümkün değildi. Yemek, oyun, ders, uyku bile acele içindeydi. “Hadi uyan bakayım, okula geç kalacaksın,” derdi her sabah.


O cumartesi erkenden uyandım. Pencerenin önündeki düş kapanını düzeltirken bebeğime seslendim. “Ayşecik, uyan bak yepyeni bir gün bizi bekliyor.” Rüya görüp görmediğini sordum. İkimizi görmüş.


Bak anne, Ayşecik’le pikniğe gitmişiz rüyasında. Aynı seninle yaptığımız gibi.


“Kahvaltı için ne istersin birtanem?” Elime fırçamı alıp tam bebeğimin saçlarına uzanmıştım ki babaannemin telaşlı sesini duydum mutfaktan. “Ahmet, hadi uyandır şu uykucuyu. Sofrayı hazırladım çoktan. Bir an önce yapalım kahvaltımızı da sabah kahvemi içeyim rahatça.” Gözlerimden süzülen yaşları babamdan saklamaya çalışıyordum böyle sabahlarda. O gün Ayşecik’e söz verdim. Çok çalışacak ve üniversiteyi İstanbul’da kendi başıma okuyacaktım.


“Sevda ablanla yemeğe çıkıyoruz üçümüz bu akşam. Sabah söylemedim mi, biraz daha şık giyinseydin keşke,” demişti babam dershaneden beni aldığında. “Size katılmasam olmaz mı? Yarın önemli bir sınav var. En iyilerin sınıfına geçmek için çok yüksek bir puan almalıyım. Ders çalışacaktım.”


Babam gerginken yaptığı gibi parmaklarını direksiyonda tıkırdatmaya başladı. “Bugün doğum günü Sevda’nın. Sen de üniversiteye gideceksin yakında, bizimle ol istedim.” İlişkileri ciddi bir hal almaya başlamıştı.


Bir yandan acele ettiğini düşünüyordum, bir yandan da babaannemin geçen ay aniden ölümüyle ve benim gitme planımla onun bu telaşını anlamaya çalışıyordum. Babamın kendisi için yeni bir düzen kurma çabasına şaşırmamalıydım. Annem, babaannem ve ben her zaman yanında olmuştuk.


Sevda’yı bir yıldır tanıyordu. Ben de dört beş kez görmüştüm. Aynı şirkette çalışıyorlardı. Kendinden bu kadar büyük biriyle olduğuna göre benimkilerden farklı hayalleri olduğu kesindi. Bu hayallerin babamınkilerle aynı olduğundan pek emin değildim. Söylemeyi istedim, birkaç kez denedim ama kelimeler hep boğazımda düğümlendi.


“Böyle özel bir günde beni istediğine emin misin baba? Beni eve bırak, ikiniz kutlayın doğum gününü.” “Olur mu kızım, sen ailemizin bir parçasısın.” “Nereden çıktı şimdi aile falan baba? Benim ailem annemle sensin. Zaten gideceğim sene sonunda İstanbul’a. Siz de artık ne yaparsınız ikiniz bilemem. Benim de sevgilerimi ilet. Hatta arar, doğum gününü kutlar, gelemediğim için özür dilerim mutlu olacaksan. Çiçek de alayım şuradan, sen verirsin benim yerime.”


Oldu mu şimdi Eylül? Babanı üzüyorsun bak. Gidip yemek yeseydin bari, kutlamaya kalmadan dersleri bahane eder, dönerdin eve erkenden. Yalnız bırakırdın ikisini.


Ay anne kimseye iki dakika bile dayanacak tahammülüm yok bu akşam, zorlama beni n’olur.


Neyse ki babamı ikna etmeyi başardım. Evin köşesindeki çiçekçiden güzel bir demet lâle aldım. Annem olsa kır çiçeklerini tercih ederdi ama Sevda’nın beğenmesi için daha dikkat çekici ve pahalı bir şeyler olması gerekiyordu. Babama çiçekleri uzattım, “Ben giderim buradan, hadi sen geç kalma da bekletme kızcağızı, şey, pardon Sevda ablayı,” dedim. İğnelememi duymuştu ama benimle daha fazla uğraşacak hali yoktu.


Yurtta mutlu olduğum anlar kapımı kilitleyip odamda tek başıma kaldığım zamanlardı. Oysa kaçış olarak gördüğüm İstanbul’u ve özgürlüğü hiç de böyle hayal etmemiştim. Neyse ki düş kapanım ilk geldiğim geceden itibaren görev başındaydı. Penceremin baktığı, ürpertiler veren ıssız ormanı dışarda tutabilmişti. Ağaçlardan gelen hışırtılara, yazdan kalma bunaltıcı gecelerde aralık pencereden süzülen karanlığa rağmen kötü düşlerden beni korumayı başarmıştı. Annem hayattayken gördüğüm, onun anlattığı masallar gibi hiç unutmadığım o rüyayı düşünüyordum yalnız gecelerimde. Birlikte renkli gökkuşağına doğru koştuğumuzu, çayırlarda yuvarlandığımızı, sessizce kondukları çiçeklerin üzerinde seyrettiğimiz kelebekleri hayal ediyordum yine. Hava güzelse hafta sonları sandviçimi alıp parka koşuyordum.


Anne sen de özlüyor musun birlikte yaptığımız piknikleri? Babama kızmıyor musun seni unuttu diye?


O da nereden çıktı Eylül? Baban beni unutmadı ki. Kalbinde birisine daha yer açması, ona artık eşlik edemediğim bu dünyada yalnız kalmamak istemesi o kadar normal ki. Benimle pikniğe gitmek yerine arkadaş edinmeni tercih ederim biliyorsun.


Arkadaş edinmemle onun evlenmesi aynı şey mi anne? Ben buraya gelir gelmez nikah kıymalarına bile bozulmadın mı? Çok hızlı gitmiyorlar mı sence?


Erkekler bazen böyle davranabilir. Sevda genç olsa da baban değil. Belki onu kaçırmak istememiştir.


Kahkahama engel olamadım. Karşı bankta oturan çift öpüşmeyi bırakıp döndü. N’oluyor? dercesine bana baktı.


Kaçsa bile o kadın onu bırakmazdı anne. Öyle yapıştı ki adama.


Bu senin görüşün. Belki de baban farklı düşünüyor. Önemli olan onun mutlu olması değil mi? Her zaman baban kalacak, önemli olan da bu, aklından çıkartma. Zamanla dengeyi kurar o da. Daha çok yeni ilişkileri de evlilikleri de.


O günün gelmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Okul tüm hızıyla devam ediyordu; dersler, projeler, sınavlar. Babamı her aradığımda meşguldü, İstanbul’a beni ziyarete geleceğine söz vermişti ama telefonda bile zor konuşuyorduk. Çok özlemiştim onu ve evimi. Sınavların bitişi babamın doğum gününe denk geliyordu. İlk kez bu kadar ayrı kalmıştık. Bir sürpriz yapmaya karar verdim. Onun bana gelmeye vakti yoksa, ben gidebilirdim.


Bence çok sevinecek seni görünce. Merak etme Sevda da iyi davranacaktır. Babanın en sevdiği yazarın son kitabını al, kapıyı çal, yeter.


Emin misin anne? Ya beni görünce niye haber vermedin, diye kızarsa?


Baban? Sana kızacak? Hem de doğum gününde görmeye geldin diye?


Kapıyı tanımadığım biri açtı. “Kime bakmıştınız?” Aklımdan düşünceler hızla geçiyordu. Başka bir eve taşınmış ve haber vermemiş olabilirler miydi? Kadın içeriye seslendi. “Sevda Hanım, adının Eylül olduğunu söyleyen bir bayan sizi soruyor.” Hiç mi adım geçmemişti evde?


Sevda içeriden oldukça şık bir kıyafet ve abartılı bir makyajla geldi. Girişi bloke eden kadının arkasından el salladım. “Merhaba Sevda abla.” “Aaa Eylülcüm. Nereden çıktın sen?” “Babamın doğum günü ya bugün. Çok özledim. Sürpriz yapayım dedim. Yemeğe çıkacaksınız herhalde. Bana da bir sandalye ekleriz değil mi?” diye cevap verdim içeri girerken. “Aslında keşke haber verseydin, bugün ona özel bir haberim var.” Bunu söylerken bir eliyle karnını yavaşça okşadı. Tahminlerimde yanılmamıştım. Üzgün ve soru dolu bakışlarla sessizce konuşmasını sürdürmesini bekledim. Suratı buruştu, ne evet ne de hayır diyebildi.


Herhalde bu akşam odana saklan, sabah kahvaltıda çıkarsın demeyecek.


Kızım sakin ol, özel bir plan yapmış, belli ki beklemiyordu seni. Ne yapsam diye düşünüyordur.


Ve o anda duyduklarımla dondum, ne yapacağımı şaşırdım. Bana verebileceği bir odaları yoktu. Zaten ev onlara da küçük geliyordu. Bu akşamki sürprizden sonra herhalde şehrin dışındaki müstakil villalara bakmaya başlarlardı. Tabii ki ben de bu evin kızıydım ama artık büyümüştüm ve yeni bir ailesi vardı babamın. Keşke önceden haber verseydim. Bu gece bir otelde kalıp sürprizimi yarın yapsaydım çok iyi olurdu. Anlayışlı olacağıma emindi. Cüzdanından çıkardığı parayı bana uzatmasıyla iyice çıldırdım. Babamın kalbinden ve hayatından beni çıkartmaya çalışıyordu bu kadın. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum ama zaten sesim de çıkmıyordu.


Sakin ol bebeğim, her şey yoluna girer elbet. Sonradan suçlanacağın, özür dilemeni gerektirecek bir şeyler demeden hemen ayrıl buradan. Hadi çabuk.


Arkama bile bakmadan asansöre bindim. Valizimi açtım. Düş kapanım yerindeydi. Apartmandan çıkınca bir yandan babamı telefonla ararken, bir yandan da gördüğüm ilk taksiye işaret ettim. Şoföre babamın işyerinin adresini verdim.



Seçil Erginler

364 görüntüleme
Schoolgirl with Books